Bizans İmparatoriçesi Theodora’nın bağışlarıyla inşa edilen ve dönemin mühendislik sınırlarını zorlayan sütunsuz devasa kubbesi, yüzyıllardır bozulmadan gelen taş işçiliği ve azizlerin dikey bir şekilde defnedildiği Azizler Mezarlığı yapıyı yalnızca bir inanç merkezi değil aynı zamanda yaşayan bir tarih araştırma alanı haline getiriyor. Manastırda 8 yıldır rehberlik yapan ve kendisi de bir Süryani olan Favlus Korkunç da yapının bu canlılığına dikkat çekerek, "Sümela gibi manastırlar aktif değil ama Mor Gabriel yaşayan bir tarih; misafirler buranın bir müze olmadığını öğrenince şaşırıyorlar" diyor. Hz. İsa’nın dili olan Aramice/Süryanicenin ve eski el yazması kültürünün hala hayat gösterdiği bu tarihi vaha hem yerli hem yabancı turistlerin hem de köklerini arayanların uğrak noktası oluyor.

Yıllık Yarım Milyon Ziyaretçi ve Yaşayan Eğitim Geleneği
Bugün UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Mor Gabriel Manastırı, inanç turizminin bölgedeki en büyük merkezlerinden biri konumunda. Paylaşılan güncel turizm verileri manastırın özellikle de bahar aylarındaki yoğunlukla birlikte yılda ortalama 500 bine yakın yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edildiğini söylüyor.
Diğer yandan Mor Gabriel’in dünyadaki diğer tarihi dini yapılardan ayıran özelliğinin buranın bugün hala aktif eğitim veren bir yuva olması. Yüzyıllar önce bünyesinde 1000’e yakın rahip barındırdığı bilinen manastır bugün hala bu özelliğe sahip. Bugün manastırda aktif bir şekilde eğitim gören öğrenciler Süryani cemaati mensubu gençlerinden oluşuyor ve sayıları 25 ile 40 arasında değişiyor. Bu öğrenciler manastırda Süryanice, din bilimi ve ayin bilimi eğitimi almanın da yanında resmi eğitim almak için Midyat’taki devlet okullarına gönderiliyor. Manastırda öğrencilerle birlikte hayatını inançsal hizmetlere adamış 15 rahip, rahibe ve din görevlisi yaşamaya devam ediyor.

Turizmci Aslan Tan: "Dışarıya Olan Göç, Tersine Dönüyor"
Bölgedeki bu büyük turizm, eğitim ve kültürel dönüşüm hakkında değerlendirmelerde bulunan Turizm ve Seyahat Acentaları Vakfı üyesi turizmci Aslan Tan, Mor Gabriel’in de içinde bulunduğu Turabidin bölgesinin 4 bin yıldan fazla bir süredir kadim medeniyetlere ev sahipliği yaptığını belirtiyor. Bölgenin mistik enerjisinin ve insan sevgisinin ziyaretçileri derinden söyleyen belirten Tan, Güneydoğu Anadolu'da yaşanan makro-ekonomik ve sosyolojik değişimleri şu sözlerle dile getiriyor:
"Güneydoğu Anadolu, özellikle Mardin-Midyat hattı, 'Turabidin' bölgesi olarak adlandırılır. Süryani halkının günümüze kadar taşıdığı Aramice dilindeki sırlar ve bilgi, bölgeye adım atan her insanda mistik bir enerji olarak hissedilir. Orada yaşayan insanların hayata renkli bakışı, insan sevgisi ve misafirperverliği, gönülden gönülle hitap eden tavrı çok etkileyicidir. Son yıllarda bölgeye gelen idareciler, ezber bozan yaklaşımları ile bölgenin kalkınması ve kendini yenilemesi için halkla beraber ciddi bir yapılanma sürecine geçmiştir. Bunun sonucu olarak eski yapılar onarılmış ve nitelikli konaklama kapasitesi büyük ölçüde büyümüştür. Ülkemizde büyük ilgi çeken bazı dizi ve filmlerin bölgede çekilmesi de yeni dünya düzeninde toplumun merakını uyandırmış ve bölge adeta bir film platosu gibi tarih ile sanatla ilgilenen insanların uğrak yeri olmuştur."

Sürecin sosyo-ekonomik boyutuna ve göç hareketlerine de dikkat çeken Aslan Tan, bölgenin makus talihinin turizm ve inanç mirasıyla kırıldığını ifade ediyor:
"Bu noktada bölgenin esas halkları olan Süryaniler, Keldaniler, Yezidiler, Araplar, Kürtler ve Türkler içinden, zamanında ülkeden göç edip başka coğrafyalarda kendilerine hayat kuran aileler yavaş yavaş bölgeye dönmeye ve yatırım yapmaya başlamışlardır. Tabii ki burada dinler ve inanç çok büyük bir etkendir; Mor Gabriel gibi birçok kilise, şapel ve manastır onlar için çok büyük bir değer ifade etmektedir. Hem inanç turizmi açısından hem de bölgenin mistisizmi ve yaşam karakteri açısından toplumlar artık özlerini aramaktadır. Bu noktadan baktığımızda bölgenin finansal olarak da bu gelişme süreci, dışarıya doğru olan gücü tam tersine çevirmiş, dışarıdan içeriye göç alan bir yapıya doğru devam etmektedir. Bu süreçte insanların okuryazarlık oranları gelişmiş ve yeni nesil, büyüklerinin bıraktıklarını devam ettirebilecek kalifiye bir istihdam yapılanmasına doğru ilerlemiştir. Bundan sonraki süreçte eğer idareciler ve politikalar engel olmazsa burası küresel bir marka ve ciddi bir destinasyon haline gelecektir.“







