NeHaber
Güncel

Van Gölü'nün Geleceği Tehlikede: Atık Sular Gölü Zehirliyor

Türkiye'nin en büyük, dünyanın ise en büyük sodalı gölü olan Van Gölü, kontrolsüz şekilde boşaltılan evsel ve endüstriyel atıklar nedeniyle alarm veriyor. Uzmanlar, göle her saniye yaklaşık bin 800 litre atık su ulaştığını belirtirken, laboratuvar analizleri ise kirliliğin yasal sınırların çok üzerine çıktığını ortaya koydu.

Van Gölü'nün Geleceği Tehlikede: Atık Sular Gölü Zehirliyor

Türkiye'nin en büyük su havzası olan Van Gölü, 3 bin 713 kilometrekarelik yüzölçümü ve 607 kilometreküplük su hacmiyle bölgenin en önemli doğal miraslarından biri olmayı sürdürüyor. Ancak gölü besleyen 18 dere ve akarsuya taşınan evsel ve sanayi kaynaklı atıklar nedeniyle göl, her geçen gün artan çevre baskısıyla karşı karşıya kalıyor.

"Her Saniye Yaklaşık Bin 800 Litre Lağım Suyu Göle Ulaşıyor"

Van Ekoloji Derneği (Van Eko-Der) Eş Sözcüsü Erdoğan Ödük, Van Gölü kıyılarındaki çevresel tahribatın her geçen yıl arttığını belirtti. Mevcut altyapının artan yükü taşıyamadığını ifade eden Ödük, gölde en sık karşılaşılan çevre sorunlarının plastik atıklar, evsel çöpler, düzensiz piknik faaliyetleri, arıtılmadan göle bırakılan atık sular, kıyılardaki yapılaşma baskısı ile tarımsal faaliyetlerde kullanılan gübre ve pestisitler olduğunu söyledi.

Ödük, yapılan değerlendirmelere göre göle her saniye yaklaşık bin 800 litre lağım suyunun ulaştığını belirterek, bu kirleticilerin su kalitesini düşürdüğünü, biyolojik çeşitliliğe zarar verdiğini ve gölün doğal dengesini bozduğunu ifade etti. Acil önlem alınmaması halinde göl ekosisteminde geri dönüşü zor tahribatların yaşanabileceğini dile getirdi.

"İnci Kefalinin Yaşam Alanları Düzenli İzlenmeli"

Gölün simgesi olan inci kefalinin korunması gerektiğini belirten Ödük, dere yatakları ve göç yollarının kirleticilerden korunmasının büyük önem taşıdığını söyledi.

Su kalitesinin belirli aralıklarla analiz edilmesi ve elde edilen verilerin kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılması gerektiğini ifade eden Ödük, yerel yönetimler, üniversiteler ve ilgili kamu kurumlarının ortak izleme ve koruma çalışmaları yürütmesi gerektiğini dile getirdi.

Ödük, mevcut arıtma tesislerinin kapasitesinin artırılması, tüm yerleşim yerlerinden kaynaklanan atık suların ileri biyolojik arıtma sistemlerinden geçirilmesi ve kaçak deşarjların sıkı şekilde denetlenmesi gerektiğini belirtti. Göl havzasının tek bir yönetim planı çerçevesinde ele alınmasının zorunlu olduğunu söyledi.

"Van Gölü'nün Korunması Ortak Sorumluluk"

Yaz aylarında kıyılarda yaşanan yoğunluğa da değinen Ödük, vatandaşların ve turistlerin çevre konusunda daha duyarlı davranması gerektiğini ifade etti.

Atıkların doğaya bırakılmaması, geri dönüşüm noktalarının kullanılması ve tek kullanımlık plastik tüketiminin azaltılmasının önem taşıdığını belirten Ödük, yerel yönetimlerin kıyılarda yeterli sayıda atık toplama noktası oluşturması, arıtma tesislerini modernize etmesi ve çevre denetimlerini artırması gerektiğini söyledi.

Van Gölü'nün korunmasının yalnızca kamu kurumlarının değil, yerel yönetimlerin, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının, üreticilerin, turizm sektörünün ve tüm vatandaşların ortak sorumluluğu olduğunu kaydetti.

"Sanayi ve Mezbaha Atıkları Doğrudan Göle Karışıyor"

Diyarbakır Çevre Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Yedek Üyesi Çevre Mühendisi Şeref Sayın ise çevre kirliliğinin dünya genelinde nüfus artışı, sanayileşme ve tüketim alışkanlıkları nedeniyle giderek büyüdüğünü ifade etti.

Su kaynaklarını kirleten unsurlar arasında bakteriler, virüsler, organik maddeler, sanayi atıkları, yağlar, deterjanlar, pestisitler, mikroplastikler ve kimyasal gübrelerin bulunduğunu belirten Sayın, Van Gölü'nün dünyanın en büyük sodalı gölü olmasına rağmen ciddi bir kirlilik baskısıyla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Sayın, Van'daki katı atık entegre tesisi, mezbahalar, organize sanayi bölgesi ve oto sanayi bölgesinden kaynaklanan endüstriyel atık suların evsel arıtma tesislerine yönlendirildiğini belirterek, bu nedenle tam arıtımın gerçekleştirilemediğini ifade etti.

Bazı noktalarda atık suların doğrudan göle deşarj edildiğini dile getiren Sayın, bunun kirlilik yükünü daha da artırdığını söyledi. Fiziksel atıkların göle ulaşmasının yalnızca görsel kirlilik oluşturmadığını, aynı zamanda biyolojik ve kimyasal kirlenmeye de neden olduğunu belirtti.

Kıyı bölgelerinde yoğun hayvancılık faaliyetleri nedeniyle koliform bakteri oluşumunun da arttığını ifade etti.

Laboratuvar Sonuçları Tehlikeyi Ortaya Koydu

Haber Detay - Icerik Arasi

Şeref Sayın, Van Gölü'nün Fidanlık, İpekyolu ve İskele kıyılarında yapılan mikrobiyolojik ve kimyasal analiz sonuçlarının endişe verici olduğunu belirtti.

Yapılan analizlerde pH değerinin 8,63 ile 9,64 arasında ölçüldüğünü ifade eden Sayın, enterokok ve fekal streptokok değerinin 970 kob/250 ml olarak tespit edildiğini, bunun mevzuattaki 370 kob/250 ml sınırının oldukça üzerinde bulunduğunu söyledi.

Nitrit azotu değerinin 0,27 mg/l ile sınır değerin yaklaşık beş katına ulaştığını belirten Sayın, kimyasal oksijen ihtiyacının 62 mg/l, çözünmüş oksijen seviyesinin ise 5,94 mg/l olarak ölçüldüğünü ifade etti.

Analizlerde ayrıca sülfürün 0,18 mg/l, klorürün 25,10 mg/l ve toplam azotun 5,67 mg/l seviyesinde belirlendiğini aktardı.

"Kirlilik Balık Ölümlerine Neden Olabilir"

Sayın, su ekosistemindeki kirlilik yükünün arttıkça hem fiziksel hem kimyasal hem de biyolojik yapının bozulduğunu ifade etti.

Sülfürün sudaki oksijen miktarını azalttığını belirten Sayın, bunun balık ölümlerine neden olabileceğini, aynı zamanda metaller üzerinde korozyon etkisi oluşturduğunu söyledi.

Klorür ve nitrit azotunun sanayi kaynaklı kirliliğin göstergesi olduğunu belirten Sayın, nitrit azotunun aynı zamanda kirliliğin halen devam ettiğinin önemli bir işareti olduğunu dile getirdi.

"Halk Sağlığı Ciddi Risk Altında"

Toplam azot seviyesinin gölde ötrofikasyon oluştuğunu gösterdiğini ifade eden Sayın, bunun oksijen azalmasına, ışık geçirgenliğinin düşmesine ve su canlılarının yaşamını tehdit eden koşulların oluşmasına neden olduğunu belirtti.

Göl suyunda yüksek oranda E. coli ve fekal kirlilik tespit edildiğini kaydeden Sayın, bunun lağım kaynaklı kirliliğin açık göstergesi olduğunu söyledi.

Kirli suyla temas edilmesi veya bu suyun kullanılması halinde mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, ateş ve kanlı ishal gibi ciddi bağırsak enfeksiyonlarının görülebileceğini ifade eden Sayın, özellikle yaz aylarında göle girilen bölgelerde ishal, cilt hastalıkları ile göz ve kulak enfeksiyonları riskinin arttığını belirtti.

Ağır metaller, mikroplastikler ve kimyasal kirleticilerin sucul ekosisteme zarar verdiğini dile getiren Sayın, inci kefalinde birikebilecek kirleticilerin besin zinciri yoluyla uzun vadeli toksik etkiler oluşturabileceğini ifade etti.

Çevre Mühendislerinden Kurtuluş Reçetesi

Van Gölü'nün korunması için yapılması gerekenleri sıralayan Sayın, gölü besleyen derelerde ızgara sistemlerinin kurulması gerektiğini belirtti.

Mevcut arıtma tesislerinin tam kapasiteyle çalıştırılması, mezbahaların arıtma sistemlerinin eksiksiz şekilde devreye alınması ve kıyı bölgelerindeki hayvancılık faaliyetlerinin daha uygun alanlara taşınmasının önem taşıdığını ifade etti.

Tarımsal faaliyetlerde pestisit kullanımının azaltılması ve bilinçli gübreleme yapılması gerektiğini söyleyen Sayın, vatandaşların da kıyılarda oluşan atıkları çevreye bırakmaması gerektiğini belirtti.

Bölge halkının, yerel yönetimlerin ve merkezi idarenin ortak bilinçlendirme çalışmaları yürütmesi gerektiğini dile getiren Sayın, Van Gölü'nün korunmasının gelecek nesillere bırakılacak en önemli çevresel miraslardan biri olduğunu sözlerine ekledi.

Yorumlar

Yorum yapmak icin Giriş Yap veya Kayıt Ol.

Ne Haber Ajansı uygulamasını indirin

Son dakika bildirimleri ve kişiselleştirilmiş haber akışı ile haberlere anında ulaşın.

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir