NeHaber
Eğitim

Kırsalda Kız Çocuklarının Eğitimden Kopuşu Erken Evlilik Riskiyle Kesişiyor

Türkiye’de özellikle kırsal bölgelerde kız çocuklarının eğitim hayatından kopması ile erken yaşta evlilik riski arasındaki ilişki, çocuk hakları açısından tartışılan temel sorun alanları arasında yer alıyor. Çocuk hakları alanında çalışanlar, bu sürecin bireysel tercihlerden ziyade yapısal eşitsizlikler ve toplumsal normlarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Kırsalda Kız Çocuklarının Eğitimden Kopuşu Erken Evlilik Riskiyle Kesişiyor

Eğitim, korunma ve gelişim hakkı gibi temel çocuk haklarının aynı anda zedelendiği bu tablo, özellikle sosyoekonomik açıdan dezavantajlı bölgelerde daha görünür hale geliyor. Aile baskısı, ekonomik yoksunluk ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kız çocuklarının eğitimden kopuşunu hızlandıran başlıca etkenler arasında gösteriliyor.

Bu haber Fatma Uçkan tarafından Ne Haber için özel olarak üretilmiştir.

UNFPA Türkiye ile Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü iş birliğiyle hazırlanan 1993-2018 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmaları veri analizlerine göre dünya genelinde her beş çocuktan biri evli ve her yıl yaklaşık 12 milyon kız çocuğu çocuk yaşta evlendiriliyor. Bu durumun eğitim, sağlık ve korunma haklarına erişimi ciddi biçimde sınırladığı belirtiliyor.

Türkiye’de Erken Evlilik ve Eğitim Göstergeleri

UNFPA verilerine göre Türkiye’de 18–45 yaş arası kadınların önemli bir bölümünün çocuk yaşta evlilik deneyimi bulunuyor. Bu grubun bir kısmının çocuk yaşta anne olduğu ve yaşamlarının bir döneminde şiddete maruz kaldığı ifade ediliyor. 20–24 yaş grubunda 18 yaşından önce evlenenlerin oranı yüzde 15 olarak kaydedilirken, bu evliliklerin özellikle düşük gelirli hanelerde yoğunlaştığı belirtiliyor. Aynı grupta dini nikahın yaygın olduğu ve ekonomik faktörlerin evlilik süreçlerinde belirleyici rol oynadığı aktarılıyor.

Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) 2025 Eğitim İzleme Raporu’na göre ortaöğretimde okullaşma oranları tüm bölgelerde geriledi. Güneydoğu Anadolu Bölgesi en düşük oranlara sahip olurken, Doğu Karadeniz en yüksek okullaşma oranını gösterdi. Bölgeler arası farkın sürmesi, eğitimde eşitsizliğin yapısal niteliğine işaret ediyor.

Aynı rapor, ortaöğretimden yükseköğretime geçiş oranının da düştüğünü ortaya koyuyor. 2025 yılında her dört öğrenciden yalnızca birinin üniversiteye yerleştiği belirtiliyor. 18–24 yaş grubunda NEET oranı ise yaklaşık yüzde 29 seviyesinde, Avrupa Birliği ortalamasının üzerinde.

Eğitimden Kopuş Erken Evlilik Riskini Artırıyor

Avukat Aslı Murat, çocuk yaşta evliliklerin ve istismarın yapısal eksikliklerden kaynaklanan ağır sorunlar olduğunu ve bu süreçlere sessiz kalmanın suça ortaklık anlamına geldiğini belirtiyor.

Avukat Aslı Murat
Avukat Aslı Murat

 “Okula Devam Ederken Bırakmam Gerektiğini Söylediler”

Van'ın kırsal bir yerleşiminde yaşayan ve 13 yaşında okuldan alınarak 14 yaşında evlendirilen Zeynep S., yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Okula devam ediyordum. Defterlerim, kitaplarım, öğretmenim… Her şey hayatımın normal bir parçasıydı. Bir gün bana artık okula gitmeyeceğimi söylediler. Ne olduğunu bile anlayamadım. O an nedenini sormak aklıma bile gelmedi, sadece şaşkınlık vardı. Ertesi gün de okul yoktu, arkadaşlarım yoktu. Hayatım bir anda değişmiş gibi oldu ama ben o yaşta bunun ne anlama geldiğini bile kavrayamadım.”

Zeynep S, eğitimden kopuş sürecinde hiçbir söz hakkı olmadığını belirtiyor:

“O yaşta insan ne evliliği bilir ne de hayatın ağırlığını. Ben sadece okumak istiyordum. Okula gitmek, ders çalışmak ve hayata oradan tutunmak benim için tek gerçekti. Ama o yaşta verilen kararlar, benim istediğim hayatı değil, bambaşka bir hayatı belirledi.”

Eğitimden Kopuşun Nedenleri

Kırsal bölgelerde kız çocuklarının eğitimden kopuşu tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok boyutlu bir yapı içeriyor. Ekonomik yetersizlikler, hane içi iş gücü beklentisi, toplumsal cinsiyet rolleri ve erken evliliğin normalleşmesi bu süreci etkileyen temel faktörler arasında yer alıyor.

Haber Detay - Icerik Arasi

Mevcut yasal düzenlemelerin çocuk haklarını korumada yetersiz kaldığını ve Çocuk İzlem Merkezlerinin yaygınlaştırılması ile mevcut yapıların güçlendirilmesi gerektiğini ifade eden Avukat Aslı Murat, “Çocuk hakları, yalnızca belirli günlerde hatırlanacak bir konu değil; her gün yeniden hatırlanması ve korunması için mücadele edilmesi gereken temel bir haktır. Bir hukukçu ve insan hakları savunucusu olarak açıkça ifade etmeliyim ki; çocuk yaşta evlilikler ve çocuk istismarı vakaları asla münferit, tesadüfi olaylar değildir. Karşımızdaki bu karanlık tablo, çocuk üzerinde kurulan köklü bir güç ilişkisinin ve sistemsel boşlukların doğrudan bir sonucudur. Bizler sahada ve mahkemelerde bu vakalarla yüzleşirken çok net görüyoruz: Çocukların eğitim hayatından koparılması, onları doğrudan erken yaşta evlilik riskinin ve istismarın kucağına itiyor. Hukuksal düzlemde en büyük mücadelemiz bu zihniyetle ve yasal boşluklarladır. Mevcut yasal mevzuatımız maalesef çocukları tam anlamıyla korumakta yetersiz kalıyor ve yapısal açıklar barındırıyor. Çağ dışı kalmış düzenlemelerin arkasına sığınılarak çocukların haklarının gasp edilmesine göz yumamayız.” dedi.

Psikolog Pelin İnan’a göre çocuk yaşta evlilik yalnızca eğitim hayatının kesintiye uğraması anlamına gelmiyor:

“Bu durum çocuğun yalnızca eğitim sürecinin kesintiye uğraması olarak değerlendirilemez. Aynı zamanda oyun hakkının, güvenli ve sağlıklı bir ortamda büyüme hakkının ve kimlik gelişiminin de sekteye uğraması anlamına gelir. Çocukluk döneminde alınan bu tür kararlar, bireyin yaşam boyu etkilenebileceği sonuçlar doğurabilir. Uzun vadede özgüven kaybı, sosyal izolasyon, travmatik deneyimlerin kalıcılaşması ve bireyin kendi yaşamına dair söz hakkının zayıflaması gibi etkiler ortaya çıkabilir.”

Psikolog Pelin İnan
Psikolog Pelin İnan

Hak İhlali Boyutu

Değerlendirmelerde erken yaşta evliliklerin yalnızca sosyal bir sorun olmadığı, aynı zamanda çocuğun bedensel ve ruhsal bütünlüğü, eğitim hakkı, korunma hakkı ve gelişim hakkı üzerinde ciddi ve çok yönlü ihlaller yarattığı belirtiliyor. Bu durumun, Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme başta olmak üzere uluslararası düzenlemelerle güvence altına alınan haklarla çeliştiği ifade ediliyor. Söz konusu sözleşmeler, her çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uygun şekilde korunmasını, zorlayıcı koşullardan uzak tutulmasını ve eğitim hakkına kesintisiz erişimini temel ilke olarak kabul ediyor. Bu çerçevede erken yaşta evliliklerin, çocuğun kendi geleceğine dair karar alma kapasitesini ortadan kaldırdığı ve ‘çocuğun üstün yararı’ ilkesine aykırı bir durum oluşturduğu belirtiliyor.

Toplumsal Yapı Ve Eşitsizlikler: Döngüsel Bir Sorun

İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Dr. Ayşe Kaşıkırık’a göre erken yaşta evlilik ve eğitimden kopuş, yalnızca bireysel hikayeler üzerinden açıklanamayacak kadar çok katmanlı bir yapıya sahip.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ekonomik kırılganlık ve bölgesel eğitim farklılıklarının bu yapıyı sürekli yeniden üreten temel unsurlar olduğunu belirten Kaşıkırık, “Erken yaşta evlilikleri yalnızca bireysel kararlar üzerinden değerlendirmek, sorunun yapısal boyutunu gözden kaçırmak anlamına gelir. Bu tabloyu besleyen toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ekonomik kırılganlık ve eğitimdeki bölgesel farklılıklar, çocukların eğitim hayatından kopuşunu hızlandıran ve erken evlilik riskini artıran temel dinamikler olarak öne çıkıyor. Özellikle sosyoekonomik olarak dezavantajlı bölgelerde bu faktörler birbirini besleyerek etkisini güçlendiriyor. Bu nedenle ortaya çıkan durum, tekil olaylardan ziyade zaman içinde yeniden üretilen ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir eşitsizlik döngüsü olarak değerlendiriliyor.” dedi.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Dr. Ayşe Kaşıkırık
İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Dr. Ayşe Kaşıkırık

Bölgesel Eşitsizlikler

TÜİK'in 2025 yılı evlenme istatistiklerine göre Türkiye'de 16–17 yaş grubunda evlenen kadın sayısı 8 bin 68, erkek sayısı ise 574 oldu. Van'da aynı yaş grubunda evlenen kadın sayısı 224 olarak kaydedildi.

TÜİK'in 2025 yılı verilerine göre Van'da ortalama eğitim süresi 8,3 yıl oldu. Aynı yıl kentte okuma yazma bilmeyen kişi sayısı 43 bin 429 olarak kaydedilirken, bunun 37 bin 91'ini kadınlar, 6 bin 338'ini ise erkekler oluşturdu. Bu veriler, bölgesel eğitim eşitsizliklerinin sürdüğünü de gösteriyor.

Veriler ve saha anlatıları birlikte değerlendirildiğinde, kız çocuklarının eğitimden kopuşu ile erken yaşta evlilik riski arasında aynı sosyoekonomik koşullar içinde kesişen bir yapı bulunduğu görülüyor. Eğitimde sürekliliği zayıflatan faktörlerin, erken evlilik riskini artıran sosyal ve ekonomik koşullarla birlikte işlediği ortaya çıkıyor.

Mevcut yasal düzenlemelerin çocukları yeterince korumadığını ve hukuki açıdan önemli eksiklikler bulunduğunu söyleyen Aslı Murat, “Çocukların korunması, haklarını en küçük yaştan itibaren öğrenmesi ve güvenli ortamlarda büyümesi devletin en temel, kaçınılamaz yükümlülüğüdür. Bu koruma sistemini ve denetimleri bireylerin inisiyatifine veya denetimsiz yapılara bırakamayız. Çocuk İzlem Merkezlerinin (ÇİM) yaygınlaştırılması ve mevcut merkezlerin güçlendirilmesi, yasaların ise çağdaş normlara göre güncellenmesi zorunludur. Çok net söylüyorum: Çocuk hakları ihlallerine, çocuk evliliklerine karşı sessiz kalmak, bu istismara doğrudan ortak olmaktır. Ben ve komitemiz, çocukların bağımsız birer hak sahibi olduğunu kabul ettirene ve bu kurumsal koruma ağını kurdurana kadar hukuki mücadelemize devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Yorumlar

Yorum yapmak icin Giriş Yap veya Kayıt Ol.

Ne Haber Ajansı uygulamasını indirin

Son dakika bildirimleri ve kişiselleştirilmiş haber akışı ile haberlere anında ulaşın.

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir