NeHaber
Röportajlar

Doğu’da Deprem Riski Kadar Enkazın Sessiz Tehlikesi de Büyüyor

Van’dan Elazığ’a, Malatya’dan Bingöl ve Muş’a uzanan Doğu Anadolu hattı geçmişte yıkıcı depremlerle sarsılırken, 6 Şubat 2023 depremleriyle birlikte Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da afet sonrası yıkım ve enkaz kaldırma süreçleri yeni bir halk sağlığı riskini de gündeme taşıdı.

Doğu’da Deprem Riski Kadar Enkazın Sessiz Tehlikesi de Büyüyor

Uzmanlar bölgedeki temel sorunun yalnızca deprem değil, depreme dayanımı yetersiz yapı stoku olduğunu belirtirken, eski yapılarda bulunabilen asbest içeren malzemelerin yıkım sırasında havaya karışması özellikle enkaz çalışanları ve bölgede yaşayanlar açısından risk oluşturuyor.

Bu haber Fatma Öztürk tarafından Ne Haber için özel olarak üretilmiştir.

Bir depremden sonra kentlerin görüntüsü değişiyor. Ayakta kalan binaların arasında yıkılmış yapılar, kamyonlarla taşınan molozlar ve günlerce havada kalan yoğun toz, afetin ardından yaşamın bir parçası haline geliyor. Ancak enkaz kaldırılırken ortama karışan her parçacık gözle görülemiyor. Eski yapıların bazı bölümlerinde yıllarca kullanılan asbest içeren malzemeler de yıkım sırasında liflerini havaya bırakabiliyor.

Türkiye genelinde olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da geçmişte yaşanan büyük depremler, bölgedeki yapı stokunun ve afet hazırlığının yeniden tartışılmasına neden olurken, olası yeni bir deprem sonrasında ortaya çıkabilecek asbest maruziyeti de halk sağlığı açısından ayrı bir başlık oluşturuyor.

Doç. Dr. Ali Kılıçer, afet yönetiminin afet öncesi ve sonrası olmak üzere iki aşamadan oluştuğunu belirterek, ilk aşamanın risk analizi olduğunu söyledi. Kılıçer’e göre risk analizinin başlangıcında ise tehlikenin belirlenmesi bulunuyor. Deprem açısından tehlikenin faylar ve fay hatları olduğunu belirten Kılıçer, fayların deprem riskini oluşturan temel unsurlar arasında yer aldığını ifade etti.

Doç. Dr. Ali Kılıçer
Doç. Dr. Ali Kılıçer

Doğu Anadolu’da Depremin İzleri

Van Gölü Havzası ve çevresi, Türkiye’nin deprem geçmişinde önemli bir yere sahip bölgeler arasında bulunuyor. Yapılan akademik çalışmalarda bölgede tarihsel ve aletsel dönemlerde çok sayıda deprem meydana geldiği belirtiliyor. Van Gölü Havzası’na ilişkin çalışmalarda özellikle 23 Ekim 2011’de meydana gelen 7,1 büyüklüğündeki Van depremi ile 9 Kasım 2011’de meydana gelen 5,8 büyüklüğündeki ikinci deprem, bölgenin aktif fay mekanizmalarına sahip olduğunu ortaya koyan önemli depremler arasında gösteriliyor.

Dr. Öğretim Üyesi Sacit Mutlu ise Türkiye’de 1930’dan sonra 7 ve üzeri büyüklükte meydana gelen 23 büyük deprem bulunduğunu belirtti. Bu depremlerden üçünün Van Gölü Havzası ve çevresinde meydana geldiğini aktaran Mutlu, 1930 yılındaki 7,1 büyüklüğündeki Salmaz Depremi, 1976 Çaldıran Depremi ve 2011 Van depremini örnek gösterdi.

Dr. Öğretim Üyesi Sacit Mutlu
Dr. Öğretim Üyesi Sacit Mutlu

Türkiye’nin deprem geçmişine ilişkin verilerde de 24 Kasım 1976’da Van’ın Çaldıran ilçesinde meydana gelen 7,5 büyüklüğündeki deprem ile 23 Ekim 2011’de Van’da meydana gelen 7,2 büyüklüğündeki deprem, Doğu Anadolu’daki yıkıcı depremler arasında yer alıyor.

Bölgedeki hareketlilik Van’la sınırlı kalmıyor. 19 Ağustos 1966’da meydana gelen Varto Depremi 6,9 büyüklüğünde gerçekleşirken, 2003 yılında Bingöl’de 6,1 büyüklüğünde deprem yaşandı. 2020 yılında ise Elazığ’ın Sivrice ilçesinde 6,8 büyüklüğünde deprem meydana geldi. AFAD kayıtlarına göre 24 Ocak 2020’deki deprem Elazığ’ın yanı sıra Malatya ve çevre illerde de hissedildi; Diyarbakır, Adıyaman, Batman, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’dan da yaralanma ve etkilenmelere ilişkin kayıtlar oluşturuldu.

“Sorun Deprem Değil, Dayanımsız Bina Stoku”

Fırat Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kürşat Esat Alyamaç, Türkiye’deki temel problemin depremin kendisi değil, deprem dayanımı yetersiz bina stoku olduğunu söyledi.

Alyamaç, sorunun yalnızca Van ya da Elazığ ile sınırlı olmadığını belirterek, “Bizim sorunumuz, Van’da da, Elazığ’da da, Edirne’de de, Muğla’da da maalesef deprem dayanımı yetersiz bina stokumuzun olmasıdır. Asbest riski konusunda şu an için verilebilecek en uygun tavsiye yıkılmayacak düzeyde sağlam binaları inşa etmektir.” dedi.

Deprem anında nasıl kaçılacağından önce binaların sağlamlığının önem taşıdığını ifade eden Alyamaç, vatandaşlara evlerinin onaylı projelerini bulundurmaları çağrısında bulundu.

Fırat Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kürşat Esat Alyamaç
Fırat Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kürşat Esat Alyamaç

Alyamaç’ın aktardığı yapı stoku meselesi, olası bir deprem sonrasında ortaya çıkabilecek enkazın niteliği açısından da önem taşıyor. Çünkü yıkılan ya da kontrollü şekilde sökülen eski yapılarda yalnızca beton, demir ve tuğla değil, geçmiş dönemlerde yapılarda kullanılmış çeşitli malzemeler de bulunabiliyor.

Enkazın İçinde Görünmeyen Tehlike

Asbest, ısıya, aşınmaya ve kimyasal etkilere dayanıklılığı nedeniyle geçmişte çok sayıda alanda kullanıldı. Yapı sektöründe ise tavan ve duvar kaplamalarından boru ve bacalara, asbestli çimento panellerden çeşitli izolasyon malzemelerine kadar farklı alanlarda kullanıldığı belirtiliyor.

Türkiye’de yapı sektöründe geçmişte ne kadar asbest kullanıldığına ilişkin verilerin sınırlı olduğu belirtilirken, eski yapıların yıkımı veya tadilatı öncesinde asbest bulunup bulunmadığının analiz edilmesi ve maruziyetin önlenmesi gerektiği ifade ediliyor.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından kanserojen olarak tanımlanan asbeste maruz kalmanın akciğer kanseri, mezotelyoma ve asbestozis gibi hastalıklarla ilişkilendirildiği belirtiliyor. Asbest kaynaklı bazı hastalıkların etkilerinin yıllar sonra ortaya çıkabilmesi ise maruziyetin yalnızca yıkım sırasında yaşanan kısa süreli bir risk olmadığını gösteriyor.

Deprem sonrasında yıkım ve enkaz kaldırma sırasında ise asbest içeren yapı malzemelerinin parçalanmasıyla liflerin havaya karışma ihtimali bulunuyor.

6 Şubat Sonrası Hatay’da 45 Numune

6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki iki deprem, Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ olmak üzere 11 ili etkiledi.

Depremlerin ardından bölgede yalnızca yıkılan binalar ve enkaz miktarı değil, yıkım sürecinin oluşturduğu toz ve olası asbest maruziyeti de gündeme geldi.

Haber Detay - Icerik Arasi

Global Investigative Journalism Network’te yayımlanan araştırmada, Hatay’da altı ayrı mahallede 45 toz numunesi toplandığı belirtildi. Çadır ve konteynerlerin bulunduğu alanların yanı sıra tarım ürünleri, yaprak, meyve, toprak ve molozlardan da örnekler alındı. Akredite bir laboratuvarda yapılan analizlerde 45 örneğin 16’sında çeşitli asbest türlerinin izlerine rastlandığı aktarıldı.

Araştırmada, deprem sonrasında yıkılması gereken yapıların yıkımı sırasında gerekli önlemlerin alınmamasının asbest riskini artırdığı belirtildi. Hatay’da yaşayan bazı vatandaşların ise sürekli havada bulunan tozdan endişe duyduklarını anlattıkları aktarıldı. Araştırmanın dikkat çektiği bir başka nokta ise asbest liflerinin yalnızca yıkımın gerçekleştiği alanla sınırlı kalmayabileceği oldu. Çalışmada, rüzgar ve araçlarla taşınan tozun deprem bölgesinden yüzlerce kilometre uzaktaki alanlara ulaşabileceği de belirtildi.

“Asbest Riski Kontrol Altına Alınabilir”

Yıkım süreçlerinde asbest riskine ilişkin konuşan İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Van Şube Başkanı, “Asbest için en doğru yöntem binanın yıkılmaması değildir. Uzman mühendisler ve iş güvenliği ekipleriyle yapılan yıkımlarda maruziyet kontrol altına alınabilir. Ruhsat aşamasında sığınaklar projede yer alıyor ancak sonrasında farklı amaçlarla kullanılıyor. Örneğin Van’da aktif kullanılan sığınak oranı yaklaşık yüzde 5 civarındayken yakın civardaki diğer illerde de durum farklı değil.” dedi.

Deprem Bölgesindeki Tozun İzi

Hatay’daki araştırmada ortaya çıkan tablo, enkaz kaldırma sürecinin yalnızca yıkılan yapıların ortadan kaldırılmasından ibaret olmadığını ortaya koyan veriler arasında yer aldı.

Asbest lifleri çıplak gözle görülemiyor. Bu nedenle yıkım sırasında oluşan tozun içerisinde asbest bulunup bulunmadığının yalnızca görüntüye bakılarak anlaşılması mümkün değil. Yapı malzemelerinin niteliğinin belirlenmesi ve gerekli analizlerin yapılması gerekiyor.

Bu durum, deprem riski taşıyan Doğu ve Güneydoğu Anadolu kentlerinde yapı stokunun yalnızca taşıyıcı sistem açısından değil, yıkım sonrasında ortaya çıkabilecek malzemeler açısından da değerlendirilmesini gündeme getiriyor.

Van’da 2011 yılında meydana gelen depremlerin ardından kentte ağır hasarlı yapıların yıkılması ve yeniden yapılaşma süreci yaşanırken, bölgede yeni bir deprem ihtimaline ilişkin tartışmalar da sürüyor.

Japon deprem uzmanı Yoshinori Moriwaki, Türkiye’nin aktif fay hatları üzerinde bulunduğunu ve depremin zamanının önceden kesin şekilde kestirilemeyeceğini belirterek, yapıların afetlere dayanıklılığının artırılması ve halkın bilinçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Moriwaki, Van’a yakın Bingöl-Karlıova, Muş ve Bitlis çevresine işaret ederek, depremin zamanının kesin olarak öngörülemeyeceğini de söyledi.

Japon deprem uzmanı Yoshinori Moriwaki
Japon deprem uzmanı Yoshinori Moriwaki

Bölgesel Risk, Bölgesel Hazırlık

Van Gölü Havzası’ndan Bingöl-Karlıova’ya, Muş ve Bitlis’ten Elazığ ve Malatya’ya, Diyarbakır ve Gaziantep’e uzanan geniş coğrafyada geçmiş depremler farklı kentlerde farklı ölçekte hasarlara yol açtı.

6 Şubat depremlerinde Diyarbakır, Gaziantep, Malatya ve Elazığ’ın da aralarında bulunduğu 11 il doğrudan afet bölgesi içinde yer aldı. Daha önce Elazığ’da yaşanan depremde de Diyarbakır ve çevre illerde etkilenmeler kayda geçmişti.

Doç. Dr. Ali Kılıçer’in işaret ettiği afet yönetiminin ilk aşaması olan tehlikenin belirlenmesi, bölgede fayların ve deprem tehlikesinin ortaya konulmasıyla başlıyor. Dr. Öğretim Üyesi Sacit Mutlu’nun aktardığı paleosismolojik çalışmalar ise geçmişte fayların nasıl hareket ettiğinin belirlenmesine ve geleceğe ilişkin bilimsel veriler elde edilmesine yönelik çalışmalar arasında bulunuyor.

Prof. Dr. Kürşat Esat Alyamaç ise bu sürecin bir diğer ayağının yapıların deprem dayanımı olduğunu belirtiyor.

Ancak deprem gerçekleştiğinde risk yalnızca binanın yıkılmasıyla sona ermiyor. Enkazın kaldırılması sırasında ortaya çıkan toz, eski yapılarda bulunan malzemeler ve bu malzemelerin içerisinde bulunabilecek asbest de afet sonrasının halk sağlığı başlıkları arasında yer alıyor.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da geçmiş depremlerin bıraktığı yıkım izleri, bölgenin deprem gerçeğini gösterirken, 6 Şubat sonrasında yaşananlar afet yönetiminin deprem öncesi hazırlık kadar deprem sonrası süreçleri de kapsadığını gösterdi.

Van’ın 2011’de, Elazığ’ın 2020’de, Malatya, Gaziantep, Diyarbakır ve çevre illerin ise 2023’te yaşadığı depremler, bölgede farklı tarihlerde büyük yıkımlar oluşturdu. Deprem sonrasında ortaya çıkan enkazın kaldırılması ise yalnızca fiziksel bir temizlik süreci olarak kalmıyor; eski yapılardan kaynaklanabilecek asbest maruziyeti gibi uzun vadeli halk sağlığı risklerini de beraberinde getiriyor.

Hatay’da 45 toz numunesinin 16’sında asbest izine rastlanması, deprem sonrası yıkım süreçlerinde bu maddenin araştırılmasına ilişkin somut bir saha verisi olarak kayda geçti.

Bölgede yeni bir depremin ne zaman meydana geleceği kesin olarak bilinmezken, geçmiş depremlerden kalan veriler fayların, yapı stokunun, yıkım süreçlerinin ve enkaz yönetiminin birlikte ele alınmasını gerektiren bir tablo ortaya koyuyor.

Yorumlar

Yorum yapmak icin Giriş Yap veya Kayıt Ol.

Ne Haber Ajansı uygulamasını indirin

Son dakika bildirimleri ve kişiselleştirilmiş haber akışı ile haberlere anında ulaşın.

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir