Yönetmelikte resmi anaokulu bulunmayan ilçelerde daha fazla çocuğun okul öncesi eğitimden faydalanabilmesi için düzenleme yapıldı.
Bu doğrultuda anaokulu bulunmayan ilçelerdeki ilköğretim okullarına da bir ana sınıfı açılarak 36-68 aylık öğrenciler kaydedilebilecek.
Bir grup oluşturabilecek kadar 36-44 aylık çocuk bulunması durumunda ise yeni bir ana sınıfı şubesi açılabilecek.
Düzenleme yalnızca okul öncesi eğitim kurumlarını değil ilkokulları da kapsıyor; ağırlıklı olarak ölçme ve değerlendirme anlayışını yeniden çerçeveliyor.
Yönetmelikle birlikte, okul öncesi eğitim kurumları ve ilkokullarda "ders etkinliklerine katılım" ve "proje" kavramları yeniden tanımlandı.
Öğrencilerin yalnızca akademik başarısı değil süreçteki aktif katılımı, işbirliği ve becerilerini ortaya koyması da değerlendirme kapsamına alındı.
Eğitimcilere göre değişiklikler Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde yer alan beceri temelli eğitim anlayışını, yönetmeliğe taşıyor.
Süreç odaklı değerlendirme ve çok yönlü gelişim yaklaşımı da ilk kez bağlayıcı yönetmelik hükümlerinde açık biçimde yer alıyor.
Eski düzenlemede ders etkinliklerine katılım daha çok ders içi performans üzerinden tanımlanıyordu.
Yeni yönetmelikte ders etkinliklerine katılım, öğrencinin zihinsel, sosyal-duygusal ve fiziksel gelişimini destekleyen çalışmalar olarak tanımlanıyor.
Benzer şekilde "proje" kavramı da ödev niteliğinin ötesine taşınıyor ve sorgulamaya dayalı öğrenme, anlamlı öğrenme ve özgün düşünce üretimi öne çıkarılıyor.
Bu çalışmalar aynı zamanda öğrencinin performansının değerlendirilmesine de imkân veriyor.
Uygulama sınıfları ise çocuk gelişimi ve eğitimi alanı bulunan ortaöğretim kurumlarında eğitim gören, 36-68 aylık çocukların bulunduğu sınıflar olarak belirleniyor.
Eğitim-İş: 'Eğitimin Kök Sorunları Çözülmüyor'
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, düzenlemenin eğitimin temel sorunlarına çözüm getirmediğini, aksine öğretmenlerin idari sorumluluklarını artırdığını söylüyor.
Okullarda öğretmen açığı, kalabalık sınıflar, güvenlik ve temizlik personeli eksikliği ile rehberlik hizmetlerindeki yetersizliklerin devam ettiğini belirten Özbay "Bu yönetmelik, eğitimin gerçek kök sorunlarını çözmekten çok, yeni sorunları ve şüpheleri beraberinde getiriyor" diyor.
Özbay ayrıca yönetmelikte Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'ne bağlı olarak kullanılan "erdem", "değer", "eylem", "huzurlu aile ve toplum" gibi kavramları eleştirerek "Bu değer kimin değeri, evrensel bir değer mi?" diye soruyor.
Özbay, yönetmeliğin siyasi iktidarın tanımladığı değer kalıplarına uygun bireyler yetiştirilmesine zemin hazırladığını savunuyor.
'Sadece Sınava Değil, Öğrenme Sürecine Odaklanıyor'
Yeditepe Üniversitesi eğitim fakültesinde öğretim üyesi Prof. Dr. Yelkin Diker Coşkun, düzenlemenin özellikle ölçme-değerlendirme yaklaşımının pedagojik açıdan olumlu olduğunu söylüyor.
Yönetmelikte ders etkinliklerine katılım, proje ve performans gibi kavramların yeniden tanımlandığını belirten Coşkun, bunun çağdaş ölçme ve değerlendirme anlayışıyla uyumlu olduğunu belirtiyor:
"Performans yerine süreç odaklı bir değerlendirme vurgusu var. Bu bizim arzu ettiğimiz bir yaklaşım."
Coşkun, projelerin yönetmelikte yeniden tanımlanmasının da uygulamada ortak bir çerçeve oluşturacağını belirtiyor:
"Projeden herkes aynı şeyi anlamıyor. Okul öncesinde ya da ilkokulda projeden ne anlaşılması gerektiğinin tanımlanması olumlu bir adım."
Coşkun, ilkokullarda karnelere ek olarak yaygınlaştırılan gelişim raporlarını da olumlu değerlendiriyor:
"Karneler daha çok bilişsel alanı gösteriyordu. Gelişim raporları ise çocukların bilişsel, duyuşsal ve psikomotor alanlardaki güçlü yönlerini ve desteklenmesi gereken yönlerini ailelerle daha ayrıntılı paylaşma imkânı sağlayacak."
Gelişim raporlarının da öğrenci başına altı ila on sayfayı bulabildiğini belirten Özbay ise özellikle kalabalık sınıflarda bunun ciddi bir iş yükü yarattığını ifade ediyor.
Seçmeli Dersler İçin 'Zorunlu Seçim'
Yönetmeliğe göre, seçmeli ders tercihleri zamanında yapılmazsa, seçmeli dersler okul yönetimi tarafından belirlenebiliyor.
Özbay, bu haliyle seçmeli derslerin fiilen "zorunlu seçmeli derslere" dönüşeceğini savunuyor.
Öğretmen yetersizliği gerekçe gösterilerek öğrencilere çoğunlukla dini içerikli derslerin seçtirildiğini savunan Özbay "Öğrencinin seçmediği bir ders seçmeli olur mu? Seçmeli ders çocuğun ilgi duyduğu bir ders olmalı" diyor.

Özbay ayrıca, yönetmeliğin 21. maddesine "yabancı dil, din kültürü ve ahlak bilgisi ile farklı program uygulayan ilkokullar" ifadesinin eklendiğini belirtiyor.







