NeHaber
Kültür & Sanat

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun Kültürel Mirası Koruma Mücadelesi Veriyor

Türkiye'nin en zengin kültürel miras havzalarından biri olarak öne çıkan Doğu ve Güneydoğu Anadolu, binlerce yıllık geçmişi; Urartu kalelerinden Selçuklu mezarlıklarına, tarihi kentlerden geleneksel el sanatlarına kadar uzanan bu miras, doğal yıpranmanın yanı sıra kaçak kazılar, yanlış restorasyon uygulamaları, plansız kentleşme ve koruma eksiklikleri nedeniyle çeşitli risklerle karşı karşıya bulunuyor. Akademisyenler, turizmciler, meslek odaları ve bölge esnafı, tarihi mirasın korunmasının yalnızca geçmişe değil, bölgenin geleceğine de sahip çıkmak anlamına geldiğini ifade ediyor.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun Kültürel Mirası Koruma Mücadelesi Veriyor
Bu haber, Fatma Uçkan tarafından Ne Haber için özel olarak üretilmiştir.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun farklı noktalarına yayılan tarihi yapılar, yalnızca bulundukları kentlerin değil, Anadolu'nun binlerce yıllık geçmişinin de tanıkları arasında yer alıyor. Van Kalesi'nden Ani Ören Yeri'ne, Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı'ndan İshak Paşa Sarayı'na, Bitlis'in tarihi dokusundan Hakkari'nin geleneksel kültürüne kadar uzanan geniş coğrafya, farklı medeniyetlerin bıraktığı izleri bir arada barındırıyor.

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte tarihi surların üzerine düşen gölgeler yavaş yavaş kısalıyor, yüzyıllardır ayakta duran taş duvarlar, her gün olduğu gibi yeni ziyaretçilerini karşılıyor. Kimi fotoğraf çekiyor, kimi rehberini dinliyor, kimi ise sessizce geçmişin izlerini takip ediyor.

Ancak yüzyıllardır ayakta kalan bu miras, bugün yalnızca zamanın etkisiyle değil; kaçak kazılar, yanlış restorasyon uygulamaları, plansız yapılaşma ve koruma süreçlerinde yaşanan sorunlarla da karşı karşıya bulunuyor. Tarihçilere göre kültürel mirasın geleceği, yalnızca restorasyon projeleriyle değil, bilimsel koruma anlayışı, düzenli bakım, doğru tanıtım ve yerel sahiplenmeyle şekillenecek.

TAŞLARA İŞLENEN BİNLERCE YILLIK HAFIZA

Kültürel mirasın korunmasının aynı zamanda sürdürülebilir turizmin de temel unsurlarından biri olduğunu belirten Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gülşen Baş Terzioğlu, kültürel değerlerin gelecek kuşaklara aktarılmasının ortak bir sorumluluk olduğunu ifade ediyor.

Prof. Dr. Gülşen Baş Terzioğlu
Prof. Dr. Gülşen Baş Terzioğlu

Terzioğlu, turizmin yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek şunları söylüyor:

“Turizm; kültürlerin buluştuğu, geçmişin gelecekle anlam kazandığı ve insanları ortak bir değer etrafında birleştiren önemli bir alandır. Geçtiğimiz yıllarda başlattığımız bu etkinliğin, her yıl daha da genişleyen bir içerik ve artan bir katılımla gerçekleşiyor olmasını ortak bir sahiplenmenin kanıtı olarak görüyoruz. Bu güçlü sahiplenme, bizlere hem mutluluk hem de geleceğe dair büyük bir umut veriyor.”

Gülşen Baş Terzioğlu, kültürel mirasın yalnızca turizm hareketliliğiyle değerlendirilmemesi gerektiğini belirtiyor. Terzioğlu'na göre turizm; geçmiş ile gelecek arasında bağ kuran, kültürleri ortak değerler etrafında buluşturan önemli alanlardan biri.

KORUMA, RESTORASYONDAN DAHA FAZLASINI GEREKTİRİYOR

Doğu Anadolu'nun tarih boyunca birçok medeniyetin yaşam alanı olduğunu belirten Tarihçi Prof. Dr. Rahmi Tekin ise bölgenin sahip olduğu tarihsel zenginliğin korunmasının önemine işaret ediyor.

Prof. Dr. Rahmi Tekin
Prof. Dr. Rahmi Tekin

Tekin, bölgenin yerleşim tarihinin binlerce yıl öncesine uzandığını belirterek, yazılı tarih açısından Urartu Devleti'nin önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade ediyor.

“Buralar Anadolu'nun sadece kadim bir kentleri değil; doğu sınırını asırlarca muhafaza etmiş kilit bir serhat şehirleridir. Bölgenin yerleşim tarihi MÖ 4000'li yıllara kadar uzansa da, bizim elimizdeki en net ve ayrıntılı tarihi veriler MÖ 9. Yüzyıldaki Urartular, o dönemin dünya koşulları göz önüne alındığında mimaride ve altyapıda gerçekten çok ileri seviyede ve hayranlık uyandırıcı bir medeniyet inşa etmişlerdir.”

KÜLTÜREL MİRASIN SESSİZ TANIKLARI

Tekin, Malazgirt Zaferi sonrasında Van Gölü Havzası'nın Türk tarihi açısından da önemli bir merkez haline geldiğini belirterek, bölgedeki tarihi yapıların farklı medeniyetlerin ortak izlerini taşıdığını söylüyor.

Ancak Tekin'e göre geçmişten bugüne ulaşan bu eserlerin önemli bir bölümü zaman içinde çeşitli nedenlerle zarar gördüğünü belirterek şu sözleri laydediyor;

“Ne yazık ki geçmiş dönemlerde, Van'daki en kıymetli ve eşsiz tarihi eserlerimizin bir kısmı korunamamış ve yurt dışına kaçırılmıştır. Bugün Eski Van Şehri sınırlarında kalan ve medeniyetimizin izlerini taşıyan yapılar, sadece zamanın yıpratıcı etkisine değil, aynı zamanda bilinçsiz definecilerin acımasız tahribatına da maruz kalmıştır.”

Bölgenin tarihsel geçmişi üzerine uzun yıllardır çalışmalar yürüten Rahmi Tekin ise Doğu Anadolu'nun farklı medeniyetlerin izlerini aynı coğrafyada taşıyan ender bölgelerden biri olduğunu belirtiyor.

Tarihçilere göre bölgenin kültürel mirası yalnızca kalelerden ve tarihi yapılardan oluşmuyor. Tarihi mezar taşları, geleneksel dokumalar ve yüzyıllardır yaşatılan el sanatları da bu mirasın ayrılmaz parçaları arasında yer alıyor.

MEZAR TAŞLARINDAN KİLİMLERE UZANAN HAFIZA

Bitlis Eren Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Buğrul, Doğu yöresindeki tarihi mezar taşlarının kültürel sürekliliği gösteren önemli belgeler olduğunu belirterek, “Van ve Bitlis yöresi başta olmak üzere XII. ile XV. yüzyıllara ait tarihi mezar taşları, sadece birer ölüm vesikası değil; İslam öncesi Orta Asya Türk kültürünün Anadolu'daki kesintisiz devamlılığını gösteren en somut tapu senetleridir.” ifadelerini kullanıyor.

Doç. Dr. Hasan Buğrul
Doç. Dr. Hasan Buğrul

Ahlat'taki anıtsal mezar taşlarının ve Van çevresindeki koç biçimli mezar taşlarının yalnızca sanat tarihi açısından değil, kültürel kimliğin korunması bakımından da önemli olduğunu belirten Buğrul, bu eserlerin geçmiş ile bugün arasında güçlü bir bağ kurduğunu ifade ediyor.

Bölgenin somut olmayan kültürel mirasına da değinen Buğrul, geleneksel dokuma ve örgü sanatlarının doğayla kurulan ilişkinin önemli yansımaları arasında bulunduğunu belirtiyor.

Buğrul'a göre kültürel miras, yalnızca arkeolojik alanlar ve tarihi yapılarla sınırlı değil. Hakkari ve Van'da kuşaktan kuşağa aktarılan dokuma ve örgü geleneği de bölgenin yaşayan kültürel hafızasının önemli parçaları arasında yer alıyor.

Buğrul, “Hakkari ve Van yöresinin geleneksel dokuma ve örgü sanatı, doğrudan doğal çevreyle bağlantılı bir kültürün ürünüdür. Yün çoraplar, eldivenler ve kilimler üzerindeki her bir hayvan, böcek ve bitki motifi adeta birer şifre, birer sessiz dildir.” diyor.

Bölgenin sahip olduğu tarihi ve kültürel zenginliğin turizm açısından önemli bir potansiyel sunduğunu belirten turist rehberi ve turizmci Murat Beyaz, bu potansiyelin istenilen düzeyde değerlendirilemediğini ifade ediyor.

Haber Detay - Icerik Arasi

“YAŞAYAN KÜLTÜR DE MİRASIN BİR PARÇASI”

Beyaz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun sahip olduğu kültürel mirasın yalnızca bulunduğu kentler için değil, Türkiye turizmi açısından da önemli bir değer taşıdığına dikkat çekerek, bölgenin tarihi, doğal ve kültürel unsurlarının birbirini tamamlayan bir bütün oluşturduğunu söyleyerek, “Van ve diğer Doğu ile Güneydoğu illeri; binlerce yıllık tarihi, Urartu mirası, eşsiz doğal güzellikleri, mutfağı, el sanatları ve yaşayan kültürüyle bu bölgenin incisidir.” diyor.

Beyaz'a göre bölgenin sahip olduğu bu zenginlik, turizm hareketliliğine aynı ölçüde yansımıyor.

Beyaz, “Başka şehirlere, mesela Şanlıurfa'ya bakın; tek gecede 150 civarında tur otobüsü ağırlıyorlar. Biz ise bu devasa tarihi ve kültürel zenginliğimize rağmen maalesef turizmde atıl durumda kalıyoruz. Van turizmde beklediğimiz o büyük patlamayı bir türlü yapamadı. Bunun için çok üzgünüz. Kentte o kadar çok kronik altyapı problemi var ki, sorunlarla mücadele etmekten yapısal sorunlarla boğuşmaktan bir türlü hakkıyla turizm yapamıyoruz.” şeklinde açıklamalarda bulunuyor.

Turist Rehberi ve Turizmci Murat Beyaz
Turist Rehberi ve Turizmci Murat Beyaz

“MİRASIN İZİNDE”

Kültürel mirasın korunmasının yalnızca restorasyon çalışmalarıyla sınırlı değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Beyaz, turizm planlamalarının da tarihi ve kültürel kimlikle uyumlu şekilde yürütülmesinin önemine işaret ederek şu sözleri söylüyor:

“Turizm sadece konser düzenlemekten ibaret değildir. Kültür Yolu gibi festivallerin kentin kimliğini daha güçlü yansıtacak şekilde, yerel paydaşların ve turizmcilerin görüşleri alınarak planlanması şarttır. Ortak akıl işletilmediği sürece bu organizasyonlar kentin kültürel değerleriyle bütünleşemez.”

Beyaz, bölge turizminin belirli pazarlara bağımlı olmasının da önemli riskler oluşturduğunu belirterek, sınır bölgelerinde yaşanan gelişmelerin turizm hareketliliğini doğrudan etkileyebildiğini dile getiriyor.

Tarihi alanların çevresinde uzun yıllardır esnaflık yapanlar da kültürel mirasın korunmasının yalnızca geçmişe sahip çıkmak anlamına gelmediğini, aynı zamanda bölge ekonomisini de doğrudan etkilediğini ifade ediyor.

Van Beşyol mevkiinde bulunan Rus Pazarında esnaflık yapan Muhammed Tuci, tarihi yapıların korunmasının ziyaretçilerin bölgeye ilgisini artırdığını, düzenli bakım ve tanıtım çalışmalarının hem turizm hareketliliğine hem de yerel işletmelere katkı sağlayacağını belirtiyor. Tuci, tarihi dokunun özgün yapısını koruyarak gelecek kuşaklara aktarılmasının ortak bir sorumluluk olduğunu dile getiriyor.

Muhammed Tuci
Muhammed Tuci

ZAMANA DİRENEN YAPILAR

Aynı bölgede uzun yıllardır esnaflık yaptığını belirten Abbas İtah ise tarihi alanların yalnızca belirli dönemlerde yürütülen çalışmalarla değil, yıl boyunca sürdürülen bakım ve koruma anlayışıyla değerlendirilebileceğini ifade ediyor. İtah, bölgenin sahip olduğu tarihi mirasın doğru tanıtılması ve korunması halinde ziyaretçilerin daha uzun süre bölgede vakit geçirebileceğini söylüyor.

Kültürel mirasın korunmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Van Mimarlar Odası ise tarihi yapıların geleceğinin yalnızca restorasyon projelerine bağlı olmadığını belirtiyor.

Odaya göre, farklı uygarlıkların izlerini taşıyan tarihi kent dokuları plansız yapılaşma, kaçak kazılar, doğal yıpranma ve bilimsel ilkelerden uzak restorasyon uygulamaları nedeniyle risk altında bulunuyor.

Abbas İtah
Abbas İtah

Açıklamada, koruma amaçlı planlamaların önemine değinilerek şu ifadelere yer veriliyor:

“Günümüz Van merkezinin tarihsel dokusu, Koruma Amaçlı İmar Planının hazırlanamaması nedeniyle hızla yok olup gitmektedir. Bu durum, özgün yerel mimari kaynaklardan uzaklaşılmasına ve kimliksiz-niteliksiz bir kentleşmenin oluşmasına yol açmaktadır.”

Van Mimarlar Odası, bu değerlendirmelerin yalnızca Van için değil, benzer kültürel mirasa sahip birçok tarihi yerleşim için de dikkate alınması gerektiğini belirterek, koruma çalışmalarının bilimsel ilkelere bağlı yürütülmesinin önemine işaret ediyor.

Odaya göre restorasyon uygulamalarının temel amacı yalnızca yapıları ayakta tutmak değil, özgün kimliğini koruyarak gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamak olmalı.

“Restorasyon adı altında yapılan bazı uygulamalar, yapıların özgün malzemesine ve mimari dehasına zarar vermemeli; tamamen bilimsel kurulların denetiminde ve aslına sadık kalınarak yürütülmelidir.”

TAŞIN, TOPRAĞIN VE HAFIZANIN HİKAYESİ

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun farklı kentlerinde yükselen kaleler, tarihi yerleşimler, anıtsal yapılar, mezar taşları ve yüzyıllardır yaşatılan el sanatları, bölgenin çok katmanlı tarihinin izlerini bugüne taşımayı sürdürüyor. Turizmciler, meslek örgütleri ve tarihi alanların çevresinde yaşayanlar ise bu mirasın korunmasının yalnızca geçmişe yönelik bir sorumluluk olmadığını, aynı zamanda bölgenin kültürel, sosyal ve ekonomik geleceği açısından da önem taşıdığını dile getiriyor.

UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Ani Arkeolojik Alanı, Nemrut Dağı, Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri, Göbeklitepe ile Arslantepe Höyüğü; UNESCO Geçici Listesi'nde bulunan İshak Paşa Sarayı, Ahlat Mezar Taşları, Harput Tarihi Kenti, Mardin, Zerzevan Kalesi, Harran ve Kemaliye gibi alanlar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun yalnızca Türkiye'nin değil, dünyanın ortak kültürel mirasının önemli parçaları arasında yer alıyor. Van Kalesi, Akdamar Kilisesi, Altıntepe ve bölgenin farklı noktalarındaki sayısız tescilli eser de bu tarihsel bütünlüğü tamamlıyor.

Kültürel mirasın korunmasına yönelik değerlendirmelerde ortak vurgu; bilimsel restorasyon anlayışının benimsenmesi, düzenli bakım çalışmalarının sürdürülmesi, tarihi dokunun özgün yapısının korunması ve kültürel değerlerin sürdürülebilir turizm politikalarıyla birlikte ele alınması yönünde yoğunlaşıyor. Bölgenin binlerce yıllık geçmişini bugüne taşıyan bu eserler, yalnızca ait oldukları kentlerin değil, Anadolu'nun ortak kültürel mirasının önemli parçaları olmayı sürdürüyor.

Yorumlar

Yorum yapmak icin Giriş Yap veya Kayıt Ol.

Ne Haber Ajansı uygulamasını indirin

Son dakika bildirimleri ve kişiselleştirilmiş haber akışı ile haberlere anında ulaşın.

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir