TBMM'de sunulan çerçeve yasa, iktidar-muhalefet dengelerini ve seçim hesaplarını da etkileyebilir. Peki yasa Erdoğan'ın elini güçlendirirken muhalefeti böler mi?
TBMM'ye çözüm süreci ile ilgili sunulan çerçeve yasa teklifi hukuki
açıdan olduğu kadar olası siyasi sonuçları açısından da tartışılıyor.
Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine
Dair Kanun Teklifi, 5 Ağustos Çarşamba günü 360 milletvekilinin imzasıyla
Meclis Başkanlığına sunulmuştu.
12 maddelik teklif, PKK/KCK'nın fiili varlığına son vermesi
ve silahlarını teslim etmesinin güvenlik kurumlarınca tespiti ile bunun MGK
teyidinin Resmi Gazete'de yayımlanması şartıyla belirli terör suçlarında
soruşturma, kovuşturma ve infazların ertelenmesini içeriyor.
Cumhur İttifakı, PKK lideri Abdullah Öcalan ve DEM
Parti yasa teklifinin bir ilk adım olduğunu ve arkasının geleceğini
belirtiyor. Ancak Ekim 2024'ten bu yana devam eden süreç sırasında
demokrasi ve temel haklar konusunda ülkedeki genel geriye gidiş iktidarın
niyetine dair sorgulamalara yol açıyor.
İktidar Elinde Daha Fazla Mı Güç Topluyor?
Siyaset Bilimci Berk Esen, iktidarın 2010 anayasa
referandumundan bu yana barış ve demokrasi söylemi etrafında sunduğu her önemli
değişiklikte daha fazla yetki talep ettiğine dikkat çekerek sözlerini
şöyle sürdürüyor:
"Her seferinde bir kesim bu önerilerin çeşitli sorunlar
taşıdığını kabul etmekle birlikte, barış ve demokrasi hedefi adına
sorgulanmadan desteklenmesi gerektiğini savunuyor. Sonuç ise istisnasız aynı
oluyor: İktidarın elinde daha fazla güç toplanıyor, muhalefetin hareket alanı
ise daha da daralıyor."
Esen, yasanın PKK'nın silah bırakması karşılığında kısmi
bir af öngördüğünü, ancak Kürt sorununa dair tek satır bulunmadığını
belirterek teklif metninde demokratikleşme yönünde herhangi bir adım,
beklenti yaratacak bir söz ya da öneri de yer almadığını savunuyor.
Yeni yasal düzenlemenin Selahattin Demirtaş'a da tahliye yolunu açıp açmayacağı tartışılıyor
Esen, sürecin yaklaşık iki yıllık döneminde DEM Partili
belediyelere kayyum atandığını, Selahattin Demirtaş ve diğer Kürt
siyasetçilerin serbest kalmadığını, Anayasa Mahkemesi kararlarının
çiğnendiğini ve ana muhalefet partisinin de sert baskı altında tutulduğunu
ifade ediyor.
PKK'nın silah bırakmasına aklı başında kimsenin karşı
çıkamayacağını belirten Esen'e göre bir de sorun da sürecin Meclis
neredeyse tamamen izole şekilde tutularak ve toplumsal boyutuna hiç
değinilmeden yürütülmüş olması.
İlk Adımın Arkası Gelecek mi?
Yasanın demokratikleşme başta olmak üzere bazı eksikleri
olduğunu kabul eden kesimlere göre ise bu daha bir ilk adım ve arkası gelecek.
Yasadaki eksikliklere dikkat çeken DEM Partili siyasetçiler
son İmralı ziyaretinde Abdullah Öcalan'dan "Bin kilometrelik yol
bir adımla başlar. Henüz her şey çözülmüş değildir. Ancak negatif yaklaşmayı
gerektiren bir durum da yoktur" mesajı getirmişti.
İktidar milletvekilleri de TBMM'nin Ekim ayında başlayacak
yeni yasama döneminde yeni düzenlemeler yapılacağının işaretini veriyor.
Kürt Çalışmaları Merkezi Direktörü Reha Ruhavioğlu, 40 yıl
savaşmış bir örgütün feshi, eve dönüşü ve topluma entegresinin tek bir yasayla
olmasını beklemeyi çok gerçekçi bulmayarak şunları söylüyor:
"Bu yasa belki kimseyi tam memnun etmeyecek ama iş
görmek, yol yürüyebilmek için yeterli olacak. Yasanın kendisi de bir adım ve
bundan sonra çok daha başka adımlar göreceğiz."
Teklif, PKK/KCK'nın kurucu kadrolarını ve İmralı'da hükümlü
bulunan Abdullah Öcalan'ı kapsam dışında tutuyor.
Karar Artık Tamamen Cumhurbaşkanı'nın mı Elinde?
Yasa teklifinin şartlı ve zamana yayılan yapısı da
tartışılan konular arasında.
Berk Esen bu tartışma ile ilgili şunları söylüyor:
"Yasa teklifini okuduğunuzda demokratikleşmeye dair
hiçbir şey yok, uzun vadeli hiçbir söz yok; bütün kararları ise Cumhurbaşkanı
verecek. Cumhurbaşkanı 'PKK silah bırakmadı' derse yasa askıda kalacak, 'silah
bıraktı' derse işleyecek. Dolayısıyla ona müthiş bir alan açılıyor."
Esen, Erdoğan'ın önümüzdeki 6 ay ya da bir yıllık süre
zarfında bu süreci istediği şekilde kullanmasına uygun bir zemin oluştuğunu
söyleyerek, sürecin öne çıkan iki aktörünün "her şeyi kontrol eden Erdoğan
ve bu süreçle birlikte tam anlamıyla meşru bir siyasi aktör haline getirilen
Öcalan" olduğunu kaydediyor.
Süreçte yasadaki düzenlemeler için nihai kararı Milli
Güvenlik Kurulu (MGK) ve dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan verecek.
Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan
Ruhavioğlu da sürecin tamamen Erdoğan'ın istediği tempoda
devam ettirildiğini söyleyerek bunun bir nedenini aradaki "asimetrik
güç ilişkisine" bağlıyor. Erdoğan'ın örgüte karşı daha güçlü pozisyonda
olduğuna dikkat çeken Ruhavioğlu, şöyle konuşuyor:
"Erdoğan biraz her adımı yönetebilmek istediğinden,
biraz 2013-2015 çözüm sürecinden ağzı yandığından, oradan dersler aldığından,
biraz seçim hesapları yaptığından, bütün hesapları bir araya getirdiğinden
dolayı sürecin hızına kendi karar veriyor."
AKP Siyasi Riskleri Nasıl Yönetiyor?
AKP'nin negatif siyasi sonuçları kontrol etmek için süreci
çok adımlı hale getirdiğini söyleyen Ruhavioğlu'na göre ise bu yaklaşım
bilinçli.
"Mesela kanun çıkacak ama MGK kararı beklenecek. Sonra
örgüt silah bırakacak, azar azar eve dönüşler olacak ve o esnada Türk
kamuoyunun tepkisi ölçülecek. Süreç siyasi riskler azaltılacak şekilde
adımlandırılıyor."
Ruhavioğlu, bu noktada siyasi yasaklara da dikkat çekiyor ve
eve dönecek olanlarla ilgili siyaset yapma yasağı gibi bir suç erteleme bulunduğunu
ve bunun bir başvuruyla tekrar gözden geçirilebileceği söylendiği tarihin de 2
ya da 3 yıl olduğuna işaret ediyor.
"AK Parti bu insanların siyasete katılmasını en azından
önümüzdeki seçim için istemiyor. Yaratacağı siyasi sonuçları görmek istemiyor"
diyen Ruhavioğlu, eve dönüşlere ilişkin olabilecek tepkilerin de zaman içinde
sönümlenebileceğinin hesaplanmış olabileceğini, ama nihai olarak siyasetten eve
dönüşlerin krizsiz olduğu bir senaryonun en çok AKP'ye yarayacağını not
düşüyor.
Muhalefet Arasında Bölünmüşlük mü Amaçlanıyor?
Yasa teklifi ile ilgili tartışılan bir başka konu ise
iktidarın bir hedefinin de muhalefet partileri arasında bölünmüşlük yaratmayı
amaçlayıp amaçlamadığı.
İyi Parti, Zafer Partisi, Anahtar Partisi ve Yeniden Refah
Partisi gibi partiler yasaya sert tepki verirken CHP'nin butlan yönetimi
teklifi görmeden imzalamıştı. Özgür Özel liderliğindeki Yeni Parti ise
imza atmamış ancak eleştirilerini yaparak destek olacağını açıklamıştı.
Esen, bu süreçle Erdoğan'ın Kürt siyasi hareketi karşısında
istediği her tavizi alabileceği geniş bir alanın açıldığını söyleyerek bu
tavizin seçimlerde, anayasa değişikliğinde ya da Yeni Parti'ye baskı
sürecinde "sessizlik kazanmak amacıyla" kullanılabileceğini
belirtiyor. Esen'in muhalefet içindeki dengelere ilişkin öngörüleri ise şöyle:
"Kürt siyasi hareketi 'üçüncü yol' diyerek ana
muhalefetten uzaklaşacak. İyi Parti ve Zafer Partisi yasayı ülkeye ihanet
olarak lanse edip yine ana muhalefetten uzaklaşacak. Muhalefet partisi ortada;
bir yandan bu iki gruba yanıt yetiştirirken bir yandan CHP'den gelen
saldırılarla, bir yandan da iktidarın yargı operasyonlarıyla karşı karşıya
kalacak ve tabanını genişletemeyip seçimi kaybedecek bir güzergaha
girecek."
İktidar milletvekilleri, çerçeve yasa sonrası yeni yasama döneminde yeni düzenlemeler yapılacağının işaretini veriyor
Ruhavioğlu ise muhalefet kesimlerinin sürecin başarısını
otomatik olarak Erdoğan'ın zaferi olarak görmesini eleştiriyor ve şunları
söylüyor:
"Erdoğan'ın siyasi zaferi senaryosunu muhalefet
cephesinin niye bu kadar hızlı satın aldığını anlamıyorum. Çünkü, matematiği
masaya koyalım, Erdoğan 2023'te seçimi zor kazandı ve 2028'de işi daha da zor.
Muhalefet 2023 seçimini hiç olmayacak şekilde kaybetti. 2028'de Yeni Parti
etrafında bir blok oluşturulabilirse Erdoğan'ın işi yine zor."
Ruhavioğlu, Erdoğan'ın seçimi kazanmayı kendisi için daha
kolay hale getirebilecek bir anayasa değişikliğini bu kadar kısa sürede tercih
etmeyeceğini ve TBMM'den erken seçim kararı aldıracağını da düşünüyor.
DEM Parti İsim Değiştirecek
Yasa teklifinin siyasi sonuçlarına ilişkin farklı senaryolar
ve ihtimaller tartışılırken, DEM Parti'nin 20 Eylül'de yapacağı
kongre ile yeniden yapılanması, ismini değiştirmesi de bekleniyor. Düşünülen
isimlerden biri Demokratik Cumhuriyet Partisi.
Kürt siyasi hareketi için önemli bir aktör olan Selahattin
Demirtaş'ın cezaevinden çıkması ve siyasete katılması durumunda ise dengelerin
yine etkilenmesi söz konusu.