Ekrem İmamoğlu savunması için salona geldiğinde izleyiciler “Cumhurbaşkanı İmamoğlu”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Birleşe birleşe kazanacağız” ve “Başkanlar dışarı, foncular içeri” sloganını attı.
İmamoğlu, savunmasına “Gönül isterdi ki, 600 gün sonra savunma yapacağımız bir yargı düzeni bu ülkede olmasın. Ama ne yazık ki bu bize yaşatılıyor” sözleriyle başladı. İmamoğlu, savunmasının daha önce farklı biçimlerde hazırlandığını belirterek, şöyle konuştu:
Tabii benim savunmam ilk iki etapta çok daha genişti, farklı bir formdaydı. İlk başta talep ettiğim savunmayı başka bir formda hazırlamıştım. Oldukça genişti. Sonra ‘en son yapalım’ takdirinden sonra yine de daha fazla, daha geniş bir hazırlığım olmuştu. Ve o hazırlık daha fazla bir zaman alacaktı aslında; olamadı. Sonra malumunuz bahsettiğim gibi bir kitaba dönüştürdüğüm bir özeti vardı o ikinci savunmamın. Epeyce bir özetiydi aslında. Bugün geldiğimiz noktada aslında bu birebir bunun dördüncü versiyonu gibi de bakabiliriz. Yani ikinci celsenin bitiminde yapmış olduğum bu savunmanın da aslında daha farklı bir formata dönüştüğünü, hem gelişen olayların hem yaşananların daha fazla etkilediği ve ne yazık ki Türkiye'de, yani üç ay öncesiyle bugün arasında bile nasıl bir türbülansın yaşandığını, çok yönlü türbülansın yaşandığını ve bu türbülansın bütün oluşumlarının tamamının bizim burada duruş oluşumuzla ilişkili olduğunu, sizlere ve aziz milletimize sunma gayretinde olduğum bir savunma akışına dönüştü.
İmamoğlu, savunmasının bugün uzun olmayacağını belirterek, “Bir aslında bitişi tasarladığım bir şekliyle sizlere ve kıymetli halkımıza sunuşumu yapacağım. Ama akşamdan sabaha bu yargılamayı derinden etkileyen olaylarla karşı karşıya kalıyoruz” dedi.
“Esenyurt'a atanan kayyum AK Parti siyaseti yaptı”
İmamoğlu, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'e yönelik operasyonun yıl dönümüne dikkati çekerek, şunları söyledi:
Dün gece çalışmalarımı bitirdikten sonra, düzeltilen televizyon yayını sisteminden dolayı, iki gün üzerine televizyona biraz bakabildim. Ve İstanbul'da bu operasyonların başladığı iki yıl önce, tam da bu günlere geliyor yıl dönümü. 30 Ekim'de, sevgili Ahmet Özer başkanımıza yapılan operasyonla beraber el konan, vurgun yapılan milli irade vurgunuyla birlikte Türkiye'nin en büyük ilçesi, 1 milyonu aşan, belki fiili yaşayanlarının 1 milyon 200 bin, 300 bin civarında olduğunu bildiğimiz Esenyurt'a kayyum atandı. Ve bu kayyum atandıktan sonra, aslında devletin bir mülki amiri olmasına rağmen, bu kayyum bayağı bildiğiniz AK Parti siyaseti yaptı. Çok net yakın bir coğrafya, evimin, yaşamımın, hayatımın olduğu Beylikdüzü ile iç içe bir alan olduğu için de her yaptığı işlem ve eylemden haberdar oldum. Hatta bu kişi kaymakamken bir anda vali yardımcısı yapılıyor operasyondan önce, sonra o pozisyondan bu operasyon yapıldıktan sonra ısmarlama kayyum olarak atanıyor. Yani düşünün ki Esenyurt'a operasyon yapılacağı belli, kimin atanacağı belli. Önceden konumlandırılıyor İçişleri Bakanlığı tarafından, sonra kayyum olarak atanıyor. Bu kadar, yani bu kadar tesadüfün iğne deliği meselesi. Bu milletin huzurunda, gözünün önünde yapılıyor bunlar.
“Kasa evleri, gizli kasalar, kiralık kasalar”
İmamoğlu, dün gece televizyon ekranlarında gördüğü görüntüler üzerinden iddianamede yer alan “kasa evi” ve “gizli kasa” ifadelerini eleştirdi ve Esenyurt Belediyesi'ne yönelik operasyonda gözaltına alınan, kayyum Can Aksoy’un göreve getirdiği Yusuf Ulutaş’ın evinde yüklü miktarda döviz ve altının bulunduğunu hatırlattı. “Dün akşam görüntüleri gördüğümde, bir kasa. Bu kelimeleri hatırlayacaksınız bu iddianameden. Bir ‘kasa evi’ olduğunu gördük. ‘Gizli kasa’ların olduğu bir yeri gördük. Bu iddianamede, bu iftiraların atıldığı bu iftiranamede kasa evleri, kasa odaları, gizli kasalar, bankalardaki gizli kiralık kasalar gibi nice tarifleri gördük ve okuduk” diyen İmamoğlu, şunları kaydetti:
Okumayı bırakın, yayladaki mini minnacık bir kasayı bile gizli kasa diye bu ülkenin bütün ahlak, bütün terbiye, iffet sınırlarını yerle bir eden TRT'nin ekranlarından izledik. Ve bu şekilde tariflenen ne varsa bu iftiranamede, hep diyorum ya, kişi kendinden bilir işi misali, bunu yazanlar ve yazdıranlar gizli kasa nedir çok iyi biliyorlar. Bunu yazanlar ve yazdıranlar kasa evleri nedir çok iyi biliyorlar. Bunu yazanlar ve yazdıranlar, bir değil 5-10 tane bankada kiralık gizli kasalar nedir çok iyi biliyorlar. Vallahi biliyorlar, billahi biliyorlar. Bakın bunu iddia etmiyorum, iddiayı aştı artık, o benim damarlarıma yerleşti. Tekrar ediyorum, vallahi biliyorlar, billahi biliyorlar.
“Yazanların ve yazdıranların muhtemelen tarlalarında gömü var. Muhtemelen kuyuların dibinde altın var. Muhtemelen bunlar benim burada öğrendiğim Hawala diye bir sistemi kullanıyorlar. Muhtemelen buradaki insanlar döviz bürolarıyla ortak çalışıyorlar” diyen İmamoğlu, şöyle devam etti:
Muhtemelen bunu yazanlar ve yazdıranlar, yurt dışında İsviçre'de, Lüksemburg'da orada burada hesapları var. Muhtemelen bunu yazanların ve yazdıranların, o zihniyetin offshore'da hesapları var. Benim yok. Arkadaşlarımın yok. Ne gizli kasa var, ne para kuleleri var, ne başka bir şey var. Millete yapılan zulüm var. Bu milletin cebinden çalınan paralar var. 570 milyar doları, 5 tane aksiyonla burada size yansıttım.
İmamoğlu, görüntüleri yayımlanan evde bulunduğu belirtilen para, saat ve mücevherlere ilişkin de “Soruşturma böyle yürütülür biliyor musunuz? Delille olur, ispatla olur, tespitle olur” dedi. İmamoğlu, şöyle konuştu:
"Bir muhalif belediye başkanı olsaydı..."
Şimdi bir hayal edin. Muhalif bir belediye başkanına, muhalif bir belediyenin, yani ben Cumhuriyet Halk Partisi belediye başkanı iken bana operasyon yapıldı. Bugün muhalif, adı Yeni Parti olsun veya X olsun. Muhalif bir belediyede bir belediye başkan yardımcısına yönelik bir operasyon yapılacak. Bir para evi bulunacak, bir para kasası bulunacak. 7 milyon dolar şu bu falan filan, neyse Allah bilir arkasında neler çıkacak ve bu 1,5 senede, bu 1,5 senede o kayyum oraya ne kadar AK Parti'de görev yapmış, ne kadar AK Parti'de bürokrat varsa, kadın kollarından, gençlik kollarından ya da AK Partili bir belediyeden bir başkan yardımcısı vesaire vesaire dolduracak. Onlarla görev yapacak. Cumhuriyet Halk Partili veya Yeni Partili veya X muhalif partili birisi bu şekilde kendi partileri kurduğu kadronun içinden bir başkan yardımcısı bir evi parayla dolduracak, ziynet eşyasıyla dolduracak ve savcılık gidecek sadece başkan yardımcısını gözaltına alıp, 5-10 tane de ona işte iltisaklı iş adamı vesaireyi gözaltına alacak, sonra da tutuklayacak. Böyle mi olurdu acaba? Yoksa oradaki belediye başkanını, meclis üyelerini… Çünkü niye? Yetmiyor, meclisi de düşürmesi lazım, meclis üyelerini aynen Esenyurt'ta yaptığı gibi.
“Ahmet Özer niye görevine iade edilmiyor?”
Görevden alınan ve daha sonra tahliye edilen Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'in görevini iade edilmesi gerektiğini savunan İmamoğlu, şöyle konuştu:
‘Yolsuzluk’ dediler Esenyurt'ta, bir yıl, bir yılı aşkın süre Ahmet Özer hapis yattı. O bir yıl yatarken meğerse Esenyurt'ta götürmüşler. Nasıl diyorum götürmüşler? Bak kimseyle ilgili böyle bir şey söylemedim. Ayan beyan ortada çünkü. Ayan beyan ortada. Peki hani operasyon? Hani kayyum nerede? Niye tutuklanmadı? Niye gözaltına alınmadı? Koca bu yargının içindeki bu insanların, bu hukuksuzluğu, bu ahlak dışı, hukuk cinayeti diye tarif edilecek bir eylemi yaptı. Çıkıp niye bir tanesi Ahmet Özer'den özür dilemiyor? Niye Ahmet Özer görevine iade edilmiyor?
“Bu bir siyasi davadır”
İmamoğlu, İBB Davası'na ilişkin değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
Ne varsa yaşanmış olan, siyasidir. Bugün bu iftiraname; her kelimesiyle, her harfiyle siyasidir. Ve bunu aziz milletimize ve benim canım yurttaşlarıma, doğusuna, batısına, güneyine, kuzeyine, AK Partilisine, MHP'lisine, DEM'lisine, İYİ Partilisine, YENİ Partilisine, bütün partilere, bütün siyasi görüşe sahip insanlarına, Alevisi’ne, Sünni’sine, Kürt’üne, Türk’üne, Laz’ına, Çerkes’ine ilan ediyorum:
Bu bir siyasi davadır. Türkiye'de son iki yılda yapılan her iş muhalefet aleyhine, gazetecilere, sivil toplum kuruluşlarına, sendikalara, iş insanlarına, her yapılan operasyon siyasidir. Bu ülkeye ihanet operasyonlarıdır.
“Mahkemenin üzerine siyasetin gölgesini düşürtmeyin”
Çok önemli bir konuyu da sadece size anlatacağım. Çok çok önemli Sayın Başkan, lütfen haberdar olmadığınızı düşünüyor ve umut ediyorum. Üç gündür devamlı söyledim. Benden önce çıkan tutuklular da söyledi. Ne dedik? Bizimle ilgili kararı siz ve heyetiniz verin dedik Sayın Başkanım, sayın heyet. Bu mahkemeye siyasetin ya da yargı mensubuyken siyasallaşmış karakterlerin gölgesini düşürtmeyin, dedik. Biz bunu başarmanızı arzu ettik, etmeye ve bu ümidi kendi adımıza değil, yüce Türk yargısı adına ve sizin şahıslarınız adına temenni ediyorum, diliyorum, arzuluyorum. Fakat belli ki birileri kararı size bırakmamaya yemin etmiş. Dün bunun çok acı ve vahim bir örneğini yaşadık Sayın Başkan.
İmamoğlu,M elih Geçek’in yeniden tutuklandığını açıkladı: “yedinci tutuklama değil, ‘yedek tutuklama’”
İmamoğlu, Melih Geçek'in dün tekrar tutuklandığını açıklayarak SEGBİS üzerinden ifadesinin alınmasına ilişkin ayrıntıları anlattı. İmamoğlu, şöyle devam etti:
Melih Geçek kim biliyor musunuz? Melih Geçek, ben gencecik yaştayken tanıdığım, böyle evi barkı olan, yuvası olan, genç yaşta evlenmiş, bakın bir şey söyleyeceğim, burada kimse alınmasın, hepinizin masumiyetine yürekten inanıyorum. Ama şurada en masum beş kişi kim deseniz, ben bir tanesi Melih Geçek derim. Masumiyetine bütün hücreme kadar inanıyorum bak, bu kadar eminim, bu kadar eminim. Melih Geçek, dün duruşma sabahı, sabah öncesi savcı, başsavcı vekili, bütün kötü eylemlere imza atanlardan birisi, ismini verecektim ama şimdi vermiyorum, o kirli ellere bir fırsat vermemek için vermeyeceğim ismini, apar topar, apar topar ifadeye çağırılıyor. Melih Geçek'i ifadeye alıyor SEGBİS'le. Ve Melih Geçek'e SEGBİS'te İSBAK'ta bir firmayı soruyor. O firmada Melih Geçek daha öncesi sigortalı çalışmış. 2009 öncesi. ‘Bu diyor burada yüzlerce ihale almış’ diyor. O da diyor ki: ‘Yok’ diyor, ‘Benim bildiğim 2 ya da 3 tane ihale almıştır’ diyor.
İmamoğlu, Geçek'in ifadesi sırasında başka bir kişinin araştırılmasını önerdiğini, ancak bunun kayda geçirilmediğini söyleyerek şöyle devam etti:
İfadesini alıyor, anlatıyor Melih, gayet samimi, içten bir şekilde ifadesini veriyor. Diyor ki: ‘Melih kardeş’ diyor, ‘Sen’… Kardeşi ben ekledim. ‘Sen bir 15 gün daha düşün. Bir hazırlık yap, bir hafızanı tazele. Ben seni bir daha ifadeye çağıracağım.’ Diyor ki o da masumiyetiyle, ‘Ben duruşmaya katılabilirim değil mi?’ diyor. ‘Tabii, tabii, katıl’ diyor. ‘Sen bir 15 gün bir çalış’ diyor, ‘Ben seni hatta diyor, hafta sonu aldırırım’ diyor, ‘Hafta içi de değil, hafta sonu aldırırım, sen gene duruşmalarına katılırsın’ diyor.
İmamoğlu, Geçek'in daha sonra cezaevine döndüğünü ve yeniden SEGBİS'le ifadesinin alındığını belirterek, şunları söyledi:









