Merkez Bankası, Ocak'tan beri ilk kez faiz indirimine gitti. Ancak hem ekonomideki riskler hem de yüksek petrol fiyatları nedeniyle, faiz indiriminden beklenen fayda sağlanamayabilir.
Küresel ekonomideki enflasyon
tehlikesine karşı dünyanın büyük ekonomileri olan ABD, Avrupa ve Japonya'da
faiz artırımı beklentileri güçlenirken, Türkiye 10 ayın ardından ilk kez faiz
indirimine gitti. Ocak 2026'da politika faizini yüzde 38'den yüzde 37'ye
indiren Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 28 Şubat'ta patlak
veren İran savaşından itibaren faiz indirimlerini durdurmuştu.
Son birkaç ayda enflasyonun beklentilerin altında kalması
ve Eylül sonunda yıllık enflasyonun yüzde 30'un altını görmesi ile birlikte,
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısından 100 baz puanlık faiz
indirimi kararı çıktı. Böylelikle politika faizi yüzde 36'ya çekilirken,
gecelik vadede borç verme faiz oranı yüzde 40'tan yüzde 39'a, gecelik vadede
borçlanma faiz oranı ise yüzde 35,5'ten yüzde 34,5'e indirildi. Ancak faiz
indirimi, Türkiye piyasalarında heyecan yaratmadı. Küresel piyasalardaki gelişmelerin
de etkisiyle Bist-100 endeksi gün içinde yüzde 2,5 düzeyinde değer kaybetti.
TCMB:
Enflasyonda Gerileme Eğilimi Sürüyor
Faiz kararına ilişkin TCMB'den yapılan yazılı açıklamada, aylık
dalgalanmalara karşın son veriler ve öncü göstergelerin enflasyondaki
gerilemenin sürdüğüne işaret ettiği vurgulandı. Canlılığını koruyan jeopolitik
gerilimler nedeniyle yüksek seyreden enerji fiyatlarının enflasyon görünümü
üzerinde oluşturduğu yukarı yönlü risklerin sürdüğüne işaret edilen açıklamada,
bundan sonraki süreçte atılacak adımların büyüklüğü ve zamanlamasının
"enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir
yaklaşımla" belirleneceği kaydedildi.
Peki 100 doların üzerinde seyreden petrol fiyatlarının küresel
enflasyonu tetiklediği, büyük merkez bankalarının faiz artırıma yöneldiği bu
dönemde, TCMB'nin faiz indirimi ne anlama geliyor?
"Petrol Fiyatları ve Kur Tehdidi Var"
DW Türkçe'ye konuşan Ekonomi İstanbul Platformu Başkanı Prof.
Dr. Sinan Alçın, 2026'ya faizleri düşürme iştahı ile başlayan TCMB'nin İran
savaşı nedeniyle yılın neredeyse tamamında faizleri sabit tutmak zorunda
kaldığına işaret ediyor.
Bununla birlikte Eylül ayında yıllık enflasyonun yaklaşık 5 yıl
aradan sonra ilk kez yüzde 30'un altına gerilediğini ifade eden Prof. Alçın,
"Bununla birlikte reel kesimdeki kalıcı hale gelmiş durgunluk ve nakit
akışı ile ilgili sıkıntıların yaratmış olduğu baskı, Merkez Bankası'nın yıl
sonuna kadar politika faizini yüzde 35'e indirme ihtimalini doğurdu. Yani
Aralık'ta yılın son faiz kararında da 1 puanlık bir indirim gelebilir"
diye konuşuyor.
Kısa vadede 100 baz puanlık faiz indiriminin şirketler açısından
fark yaratacak bir rahatlama sağlamasının zor olduğunu dile getiren Prof.
Alçın, 2027 yılının başında 125 dolar seviyelerini görebilecek olan petrol
fiyatları nedeniyle Türkiye'de enflasyonun yeniden yükselişe geçmesinin
güçlü bir olasılık olduğunu kaydediyor.
Bununla birlikte önümüzdeki aylarda dolar kurundaki artışın da
hızlanabileceğini belirten Alçın, şu görüşleri dile getiriyor:
"Önümüzdeki süreçte TL'nin dolar karşısındaki değer
kaybının biraz daha doğal değerlere doğru yaklaştığını görebiliriz. Bu da
kur geçişkenliği riski yüzünden enflasyon üstünde tetikleyici etki yaratabilir.
Diğer taraftan, seçimler 2028'de yapılacak olsa bile 2027'nin en azından son
yarısında enflasyonla mücadele yerine genişlemeci politikalar devreye
alınabilir. Dolayısıyla mevcut enflasyon her ne kadar yüzde 29'lara gerilemiş
olsa bile 2027 yılında tekrar artış trendi içerisine girebileceğini
görebiliriz."
Tüketici Güveninde Sert Düşüş
Eylül ayı ortasında bazı fonlarda ortaya çıkan sorunların
kamuoyunun gündemine taşınması ile ortaya çıkan fon krizi, kısa sürede
tüketicilerin ekonomiye ilişkin beklentilerini de olumsuz etkiledi.
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) Ekim ayına ilişkin tüketici
güven endeksi verilerine göre, Eylül ayında 91,9 olan endeks değeri, Ekim ayında
yüzde 7,7 azalarak 84,8'e geriledi ve son 9 ayın en düşük değerini gördü.
Endeks değerinin 100'den büyük olması tüketicilerin ekonomiye ilişkin
"iyimser", 100'den küçük olması ise "kötümser" olduğu
anlamına geliyor.
Mevcut dönemde hanenin maddi durumu endeksi 68,3'e gerilerken,
gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi endeksi 86,4'e indi.
Genel ekonomik durum beklentisi endeksi, bu ay 81,7'ye inerken, gelecek 12
aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi de 102,7'ye
geriledi.
"Ekonomiye Bakış Olumsuz Etkileniyor"
Küresel borsa, emtia ve döviz piyasalarında yatırımcılara
danışmanlık hizmeti sunan STRFS (Stratejistanbul Financial Solutions) Baş
Stratejisti Dr. Atahan Çelebi, DW Türkçe'ye yaptığı açıklamada, tüketici
güvenindeki bozulmanın tek nedeninin fon krizi olmadığını, ancak yaşanan
gelişmelerin bireylerin birikimlerinde ciddi bir düşüşe neden olduğunu
söylüyor.
Türkiye'deki finans piyasalarında işlem yapan orta ve üst
sınıfların servetlerinde yaşanan ve milyarlarca dolara ulaştığı söylenen
kayıpların ekonomiye olan bakışı da olumsuz etkilediğini kaydeden Atahan
Çelebi, "Fakat yalnızca servet kayıpları değil; vatandaşın hukuk
sistemine, ekonomideki genel gidişata olan güvensizliği de etkili oluyor. Türkiye'de
tüketici güven endeksi ile o dönemin iktidarının oy oranı arasında belli
bir korelasyon hep vardır" diye konuşuyor.
"TCMB'nin
Enflasyon Üzerinde Etkisi Kalmadı"
Böyle bir dönemde TCMB'nin yaptığı faiz indiriminin beklentiler
dahilinde gerçekleşmiş olsa da doğru bir adım olmadığını savunan Çelebi,
"Enflasyonun düştüğünden tam emin olmadığınız bir süreçte, küresel olarak
faizlerin yeniden artabilme ihtimalinin olduğu bir ortamda en azından faiz
oranı sabit kalmalıydı diye düşünüyorum" değerlendirmesinde bulunuyor.
Türkiye'de ekonomi yönetiminin 2020-2022 dönemindeki
yanlış politikaları sonucunda enflasyonun kontrol dışına çıktığını hatırlatan
Çelebi, "Bundan sonraki süreçte de para politikasının enflasyonun kontrol
edilmesi üzerindeki baskısı ortadan kayboldu. Evet, ekonomi durgunlaştıkça bu
durgunluk fiyat artışlarını frenleyecek. Fakat burada Merkez Bankası'nın para
politikası uygulamasının ne derece etkisi var? Burası hep tartışmalı. Benim
açımdan, Merkez Bankası'nın geleneksel para politikasının enflasyon üzerinde
bir etkisi kalmadı" diyor.
Fon
Soruşturması Ekonomiyi Etkiler Mi?
Peki faiz indirimi kararı kredi kanallarının açılmasını
bekleyen Türkiye iş dünyası tarafından 'yetersiz ama olumlu' karşılansa da, fon
soruşturmaları nedeniyle Türkiye'deki sermaye piyasalarına ilişkin güven kaybı,
ekonomideki genel gidişatı etkileyebilir mi?
Prof. Dr. Sinan Alçın, bu soruya, "Evet etkileyebilir.
Bu nedenle fon soruşturmasına ilişkin tüm gelişmeleri ve atılan adımları
dikkatle takip etmek gerekiyor" yanıtını veriyor. Fon ve hisse piyasasında
yaşanan büyük kayıpların hem şirketlere hem de gündelik ekonomik yaşama olumsuz
etkilerinin yavaş yavaş ortaya çıktığını ifade eden Alçın, şunları dile
getiriyor:
"Sanayi üretimine ilişkin son beklentiler de tüketici
güvenindeki zayıflama da bu süreçten etkilenmiş gözüküyor. Mesele sadece fon
krizinin yarattığı algı değil, bu fonlara para yatırmış olan ya da Borsa
İstanbul'da değer kaybeden kâğıtlarda yatırımı olan yüzbinlerce insanın harcama
iştahı azalmış durumda. Bu da günün sonunda ekonomide durgunluk yaratacaktır."