DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, "Terörsüz Türkiye" sürecinden anayasa tartışmalarına, muhalefetle ilişkilerden İmralı’daki düzenlemelere kadar gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Bakırhan,
konuşmasında, DEM Parti’nin AKP ile seçim pazarlığı yaptığı iddialarını
reddetti; DEM Parti ve CHP arasında işbirliği söylentilerine de değindi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sürece ilişkin
"Biz AK Parti ile seçim pazarlığı yapmıyoruz. Seçime ilişkin iş
tutmuyoruz. Bu bizim geleneğimize, mücadelemize, bugüne kadar ortaya koymuş
olduğumuz yaklaşıma haksızlık olur" dedi.
Bakırhan, Halk TV’de Deniz Bayramoğlu’nun sunduğu Gün
Doğarken programına konuk oldu. Bakırhan, iktidarın "Terörsüz
Türkiye" olarak tanımladığı süreçten anayasa tartışmalarına, muhalefetle
ilişkilerden İmralı’daki düzenlemelere kadar gündeme ilişkin açıklamalarda
bulundu.
Sürece ilişkin toplantılarda kendilerine "İktidara
güveniyor musunuz?" sorusunun yöneltildiğini belirten Bakırhan,
"Bizim güvendiğimiz bu iktidar değil; bizim güvendiğimiz kendi
tabanımızdır, barışa inananlardır, bu bahsettiğimiz sorun alanlarını yaşayan
insanlardır" ifadelerini kullandı.
Daha önceki çözüm süreçlerinden dersler çıkarttıklarının,
sürecin toplumsallaşması için daha çok çaba harcanması gerektiğini söyleyen
Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ayrılık gibi bir derdimiz yok. Böyle bir mücadele
içerisinde değiliz. Tam tersi kardeşliğimizin, demokrasimizin, demokratik bir
hukukun, adaletin oluşması için mücadele ediyoruz. Hiç kimse kaygılanmasın. Bu
süreç söylem olarak başka, pratikle başka bir şekilde ilerlemiyor. Biz bu
coğrafyanın, bu toprakların asli kurucularından biriyiz. Ve bu topraklarda bin
yıllarca birlikte yaşayacak bir hukuk örmeye çalışıyoruz. Türkçe'nin resmi dil
olmaması anlamına gelmiyor. Türkçe'nin ortak iletişim dilimiz olması anlamına
gelmiyor. Bayrakla, başkentle bir sorun anlamına gelmiyor. Aksine, ortak
iletişim dilimiz yanında, resmi dilimiz yanında, herkesle konuşmak isteyen,
öğrenmek isteyen, dilini yaşatmak isteyen Arapça, keza başka Türkiye'de yaşayan
kimliklerin kendi diliyle ilgili yapmak istediği Kürtler tarafından da
yapılması gerektiğini istiyoruz. Kürtçe konuşmak, Kürtçe okumak, Kürtçe yazmak
bir ülkeyi bölmez. Kürtçeyi inkar etmek bölünmeye hizmet eder. Kürt'ün hukukunu
reddetmek bölünmeye hizmet eder."
"İktidarı Yanıltmasın"
"Çerçeve yasa"nın Meclis’ten büyük bir destekle
çıktığını söyleyen Bakırhan, "Bu iktidarı da yanıltmasın. Verilen 467
aslında çatışmasızlığa, çözüme, barışa verilmiş oylardı. Dolayısıyla sürecin
kendisine verilen çok kıymetli, çok değerli bir rakamdı o 467" dedi.
"AİHM Kararları Neyi Bekliyor"
Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) PKK’nin kendisini feshettiği
kararının 27 Kasım’da alınabileceğini söyleyen Bakırhan, alınacak karardan önce
bir "yol temizliğine" ihtiyaç olduğunu söyledi. Türkiye’de
hukuksuzluğun ve ekonomik adaletsizliğin olduğunu belirten Bakırhan, şunları
kaydetti:
"Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ve yine
Esenyurt ve benzeri yerlerde operasyonlar oldu. Şimdi bunlar bu sürece inancı
azaltıyor, güveni azaltıyor. Dolayısıyla bir taraftan bu süreç yürürken boş
oturmayalım, yol temizliği yapalım. Demokraside, hukukta, ekonomide ve benzeri
konularda yapılması gerekenleri de bir an önce iktidar yapmalı. Bakın Meclis
Komisyonu'nun hazırladığı raporda 6. ve 7. maddeler çok önemliydi. AİHM
kararlarına orada imzasını attı, bütün siyasi partiler imzaladı. Neyi bekliyor
AİHM kararları? Kobani kumpas davası neyi bekliyor? Can Atalay seçilmiş bir
milletvekili değil mi? AYM'nin bu konuda kararı var, neyi bekliyor? Tayfun neyi
bekliyor? Selçuk Kozağaçlı neyi bekliyor? Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ
neyi bekliyor?"
"İnce'ye ve Kılıçdaroğlu'na Oy Verdik"
"Terörsüz Türkiye" sürecini iktidarın seçim
yatırımı olarak gören kesimler olduğunu, bu kaygıları da anladığını söyleyen Bakırhan,
operasyonlara karşı muhalefetle dayanıştıklarını belirterek, sözlerini şöyle
sürdürdü:
"Sadece şunu söylüyorum: Muhalefet ayrıştıkça iktidarın
bu politikaları daha da güçlenir. Çok açık söylüyorum. Muhalefet birlikte
Türkiye'nin yararına olan, 86 milyonun yararına olan bu süreci destekledikçe
diğer baskıları durdurma imkanımız çoktur.
Biz AK Parti ile seçim pazarlığı yapmıyoruz. Seçime ilişkin
iş tutmuyoruz. Bu bizim geleneğimize, mücadelemize, bugüne kadar ortaya koymuş
olduğumuz yaklaşıma haksızlık olur, söyleyeyim. Halk TV izleyicilerinin de
böyle bir kaygısı olduğunu çok iyi biliyorum. Tartışmaları izliyorum, orada da
görüyorum. Allah aşkına son 5 seçimdir, son 5 seçimdir iktidarla iş tuttu
dedikleri bizim DEM Parti ve önceki zeminimiz ana muhalefet partisinin
adaylarına oy vermiş. Muharrem İnce'ye oy vermiş, Sayın Kılıçdaroğlu'na 2.
turda oy vermiş. Son 2 yerel seçimde o zamanki Cumhuriyet Halk Partisi ile kent
uzlaşısı yapmış. 25 yıldır alınmayan belediyelerin alınması konusunda partimiz
büyük bir çaba ve katkı ortaya koymuş.
En son söyleyeceğim; bizi anlamak mı istiyorsunuz masada
nerede durduğumuzu? Bu kent uzlaşısı ile birlikte seçilen belediye meclis
üyeleri var. Bazıları da bizim partili arkadaşlarımız. Allah aşkına, biraz
basın yayın organları bunu böyle objektif ortaya koymalıdır. Ya birçok belediye
başkanı partisini terk etti. Belediye meclis üyesi 'İçeri girmeyeyim' dedi,
istifa etti. Bak burada ana muhalefet partisinden birine dönük bir eleştiri
değil, o kişinin kalitesi ile ilgili bir durumdur. Makinemiz yok insanları
yüzde 100 anlayacak, bu iyi bu olumsuz diye ayıracak bir şeyimiz yok. Tek bir
tane DEM Parti kökenli belediye meclis üyesinin cezaevine girmemek için AK
Parti adayına oy kullandığını, seçimde yönünü değiştirdiğini duydunuz mu?
Adalar'da arkadaşımız içerideydi, ona da muhtemelen teklifler gitmiştir, elinin
tersiyle itti. Tuzla'da arkadaşımız belediye başkan yardımcısıydı, yönetim
değiştiği için 'Ben halkın iradesini masada değiştiren bu karar karşısında
belediye başkan yardımcılığı yapmayacağım' dedi, ayrıldı. Ya biz böyle bir
partiyiz. Başka algı oluşturulmasın. Biz değerlerin yanındayız, biz
demokrasinin yanındayız. Biz masada oturuyoruz diye bir başkasının yapmış
olduğu haksızlığı, adaletsizliği onaylayan bir gelenekten gelmiyoruz. Bu bize
haksızlıktır. Onun için bir seçim iş birliği yok. Böyle bir şey asla masada
yok. Biz günün sonunda kiminle ne yapacağımıza kendi ilkelerimize, karşıdaki
siyasi partinin ya da işte zeminin pratiklerine bakarak hareket eden bir
partiyiz."
CHP İle İşbirliği İddiaları
Sabah gazetesi yazarı Mahmur Övür'ün DEM Parti ve CHP’nin
seçimlerde işbirliği yapacağı yönündeki iddiasına ilişkin soruya Bakırhan,
"İlginç, ben de ilk defa duydum. Sayın Övür, amiyane tabirle doğru
söylemiyor diyeyim. Gündemimizde seçim bile yok. Gündemde ne yapacağımızı
tartışmamışız ki, bu konuda pratiklerimiz ortada. Dolayısıyla nereden üretilmiş
bilmiyorum ama doğru değil" diye konuştu.
Anayasa değişikliği konusuna da değinen Bakırhan, şu
ifadeleri kullandı:
"O konuda sanırım en berrak siyasi partilerden
birisiyiz. HDP'den günümüze kadar da bir anayasa taslağımız var ve
güncelleyerek devam ediyoruz. İlkesel tutumumuz bu konuda nettir. Ülkenin
tarihi ve siyasi sorunlarını, kurumsal sorunlarını çözecek, darbe anayasasını
ortadan kaldıracak, eşitlikçi; Kürt'ü, Alevi'yi, kadını, genci, çevre hakkını
içerisine alacak, insanların eşitçe bir arada yaşamasını sağlayacak demokratik
bir anayasa tabii ki bizim de katılacağımız bir anayasadır. Ne herhangi bir
partinin, kişinin siyasi ajandasına ne de 'Bunlarla olmaz' diyen apolitik bir
yaklaşıma prim veririz. Anayasa katılımcı olmalı, şeffaf olmalı, özgürlükçü
olmalı, demokratik olmalı. Toplumun sorun alanlarının düşüncesini almalı. Böyle
bir anayasa yapılırsa herkes bence desteklesin. Günün sonunda anayasa
istediğimiz gibi olmadığı zaman; katılımcı, şeffaf, demokratik, özgürlükçü
olmadığı zaman tavrımız nettir: Böyle bir anayasaya biz evet demeyiz. Yani
Türkiye'nin demokratik bir anayasa ihtiyacı var. Demokratik olacaksa, eşitlikçi
olacaksa, özgürlükçü olacaksa, mevcut tarihsel ve siyasi sorunlarımızı ortadan
kaldıracaksa tabii ki bunu kendi kurullarımızda değerlendirir, tartışırız. Bu
konuda tutumumuzu ortaya koyarız. Ama siyasi ajandaya dayalı bir anayasa bizden
geçmez."
İmralı'da Villa İddiası
İmralı’da Öcalan için villa yapıldığı iddialarına ilişkin
konuşan Bakırhan, şunları kaydetti:
"27 Şubat çağrısı yayınlandığı zaman 4 saat kaldık. O
mekandan bahsediliyor. Zaten cezaevinin içerisinde bir yapı. Muhtemelen orada
iyileştirmeler yapılmıştır, sonrasını görmedik. Böyle bahsedildiği gibi havuzu,
denize kapısı olan bir şey değil. Çok ayıp. Anayasa konuşulurken bu algılar da
çok doğru değil. Orada cezaevinin içerisinde çalışma koşullarını düzenleyen
bazı tadilatlar yapılmıştır, tamamı budur. Size soruyorum: 100 yıllık bir
mesele, 40 yıllık çok büyük ekonomik, siyasi, sosyal sonuçları olan bir
meselenin muhatabı 12 metrekarelik bir hücrede bu süreci nasıl yürütsün?
Sorumluluklarını nasıl yerine getirsin? Dolayısıyla bu çalışma koşullarının
düzenlenmesi -hani sizin dediğiniz, birilerinin villa olarak değerlendirdiği
şey- gayet doğal ve doğru bir şeydir.
Aksine bu çalışma koşullarıyla birlikte, bugün bana
sorduğunuz, belki yeterince yanıt veremediğim meselelere gidip Öcalan'la
konuşmak lazım: 'Siz bölücü müsünüz? Siz devrimci misiniz? Siz bir siyasi
partiyle herhangi bir ajanda üzerinden iş mi tutuyorsunuz?' Bunun muhatabı
oradadır. Ama bana sorarsanız Öcalan, Türkiyeli bir devrimcidir. Bana
sorarsanız çevreye, kadına, Marksizm'e, demokrasiye, hukuka, adalete kafa
yoran, onlarca kitap yazan, sadece bir partinin, yani bir örgütün lideri değil,
entelektüel bir insandır. Birlikte ortak yaşam paradigması olan biridir.
'Demokratik Cumhuriyet' diyen Sayın Öcalan'ın kendisidir. 'Demokratik Ulus'
diyen; Karadenizli'nin de Egeli'nin de Kürt'ün de hassasiyetlerini dikkatle
çözen, empati eden, bir yol bulmaya çalışan bir insandır. Dolayısıyla şöyle
bakmamak gerekiyor: Yani Mandela da bir zamanlar işte kendi ülkesinde tırnak
içerisinde bir örgütün lideriydi. Günün sonunda makul bir seviyede buluşmak ve
gerçekten böyle bir meselemiz var, Kürt meselesi, demokratikleşme meselemiz
var, buna bir çözüm yolu bulmak gerekiyor. Bunun muhatabı da Öcalan'dır."