DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, "Ortak diyorsak, kırmızı çizgiler yarışmamalı. Hassasiyetler doğru temelde, ortak yol bulunarak dile gelmeli. Ortak rapor, bir ‘terörle mücadele strateji belgesi’ değildir, toplumsal barış ve demokratik inşa belgesi olmalıdır. Biz bunu böyle okuyoruz” dedi.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci, başladığı günden bu yana en görünür krizini atlatmasıyla birlikte yeni bir aşamaya geçti. Rojava saldırılarıyla "sil baştan" tartışmaları yapılırken Suriye'de Şam hükümeti ile SDG arasında yapılan 30 Ocak anlaşması sınırın iki yakasındaki tansiyonu düşürdü. Ankara’da son bir haftadır çalışmalarını hızlandıran çözüm komisyonu, sürecin hem idari hem de hukuki çerçevesini ortaya koyan raporu onayladı.
Rapor sadece 2 ret oyu alsa da "evet" diyen 47 vekilin beklentisini de tam karşılamadı. ‘Kürt sorununun demokratik çözüm’ raporu olan 83 sayfalık metinde "Kürt" kelimesi sadece 16 kez geçiyorken "terör" kelimesi 36 kez yer aldı. Sürecin önemli muhataplarından DEM Parti, kullanılan dile tepkili.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, sürecin geldiği yeni aşamayı, 11 Şubat'taki İmralı Heyeti - Erdoğan görüşmesini, Öcalan'ın mesajlarını, Rojava gözlemlerini bianet’e anlattı.
Hatimoğulları’nın açıklamalarında ön plana çıkanlar şöyle:
Kabine değişimiyle beraber yeniden gündeme gelen 'erken seçim' tartışmalarını değerlendiren Hatimoğulları, muhalefet partilerinin erken seçim talebinin siyasetin doğasında olduğunu söylüyor. Partisinin önceliğinin "Kürt meselesinin kalıcı çözümü ve Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesi" olduğunu belirten Hatimoğulları, "Erken seçim şu an yetkili kurullarımızın masasında olmasa da Türkiye halkları erken seçim isterse, o karar alınırsa, biz hazırız. Çünkü tabanı en güçlü, mobilizasyon kapasitesi en yüksek parti biziz" diyor.
Öncelikle hayırlı olmasını diliyorum. Bundan sonra olacak olan şey raporun işaret ettiği adımların atılmasıdır. Raporda da ifade edildiği üzere, aslolan Türkiye için tehir edilmeden yerine getirilmesi gereken ortak bir ödev ve sorumlulukların hayata geçirilmesidir. Adalet Bakanlığı daha önce "Komisyon söyler biz de gerekeni yaparız" demişti. İşte o aşamaya gelindi. Sözler söylendi. Artık icraat zamanı. Aslında her şey yeni başlıyor. Tüm toplumun gözü yapılacak olan düzenlemelerdedir. Ülke olarak yeni bir eşiğe geçmek gerekir. Bu şansı değerlendirmemiz gerekiyor.
Ayrıca belirtmekte fayda var. Bu rapora şerh düşme ihtiyacımız Kürt sorununun tanımlanma biçimi ve 'terör' parantezine alınmaya çalışılmasını doğru bulmadığımızdandır. Kürt sorunu bir terör sorunu değildir. Siyasi, toplumsal, iktisadi, sosyolojik bir meseledir; böyle yaklaşarak ve tanımlanarak çözülebilir. Her şeyden önce, yüzyılların birikimiyle oluşmuş, çok katmanlı ve tarihsel bir mesele olan Kürt meselesinin, metin boyunca adeta "yok" sayılması veya yalnızca "terör sorunu" düzeyine indirgenmesi kabul edilemez. Çünkü bir toplumun yarım asrı aşan çatışma hafızasını, yüz yıllık eşitsizlik ve inkâr pratiklerini tek bir başlığa sıkıştırmak, sorunu çözmez; sorunu farklı biçimlerde yeniden üretir. Toplumsal alanın önünü açan, hakiki bir ortak yol bulabilmemiz için ek söz kurarak kayda geçirdik.
Şunu da açıkça kabul ediyoruz: Her partinin bu meseleye bakışı, kullandığı kavram seti, benimsediği tarih okuması birbirinden farklı. Herkesi aynı tanıma, aynı çerçeveye sıkıştırmaya çalışmak çözümü kolaylaştırmaz, aksine tıkar. Ayrıca devletin güvenlik kaygısı da anlaşılırdır. Fakat barışın dili de zehirli olamaz. "Ortak" diyorsak, kırmızı çizgiler yarışmamalı. Hassasiyetler doğru temelde, ortak yol bulunarak dile gelmeli. Ortak rapor, bir "terörle mücadele strateji belgesi" değildir, "toplumsal barış ve demokratik inşa belgesi" olmalıdır. Biz bunu böyle okuyoruz.






