Marmara Denizi’ndeki kirlilik ve iklim baskısına karşı yürütülen “Marmara’nın Umudu Pina” projesinde, bin 300 km kıyıda 4 bin 300 pina tespit edildi; yüzde 90’ının canlı olduğu belirlendi.
Yoğun nüfuslu ve sanayi ağırlıklı illere kıyısı bulunan Marmara Denizi çevresel tehlikelere açık bir konumda. Yasadışı balıkçılık, habitat kaybı, tekne demirleme, istilacı türler dışında iklim değişikliği ve arıtılmayan atıkların boca edilmesiyle kirlilik yükü artan Marmara Denizi’nin sorunları ise “müsilaj” ile günyüzüne çıkıyor. Müsilajın artmasıyla 2021 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 22 maddelik “Eylem Planı” hazırlansa da maddeler etkin şekilde uygulanmadı ve Ekim 2024’te müsilaj yeniden görüldü.
Müsilaj ve deniz kirliliğine karşı umut ışığını ise kabuk boyu 1 metreye kadar ulaşabilen, Akdeniz’in en büyük çift kabuklu midyesi “pina” (pinna nobilis) yaktı. Hayata geçirilen “Marmara’nın Umudu Pina” projesi, saatte 6 litre deniz suyunu temizleme kapasitesine sahip “pina”ların korunması ve çoğalmasını hedefliyor. Proje faaliyetleri boğazlar ve adalar dahil tüm Marmara Denizi’ni kapsamakla birlikte; özellikle yüksek yoğunlukta canlı bireylerin bulunduğu ve stoğa katılımın çok yüksek olduğu güney Marmara Kıyıları, Erdek Körfezi ve Marmara Adalar bölgesini kapsıyor.
Kasım 2024’te yayımlanan rapora göre; proje kapsamında 600’den fazla dalış yapıldı. Marmara Denizi’nin İmralı Adası hariç, bin 300 kilometrelik kıyı şeridi tamamen tarandı. 4 bin 300 pina tespit edildi ve yüzde 90’ının canlı durumda olduğu görüldü.
“Pinayı kimse tanımıyordu” Projenin kurucularından Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Mustafa Sarı, pinaların ilk olarak 2016 yılında İspanya kıyılarında yaşanan ölümler sonrası dikkatini çektiğini kaydederken, “Bizim pinalarda, 2020 yılında bazı bölgelerde ölümler görülse de sağlıklı olduklarını gördüm. Lakin pinayı kimse tanımıyor, nerelerde pina dağılımı gözleniyor kimse bilmiyordu” dedi. Böylece yalnızca akademik dünyada tanınan pinaların, Marmara Denizi kıyılarında yoğunluğu ve popülasyon durumu araştırılmaya başladı.
Erdek Körfezi’ndeki pina dağılımı ve toplu ölüm durumlarını incelediklerini, dünyadaki tek pina popülasyonunun Marmara Denizi’nde kalmasından dolayı projeye burada başladıkları ve Borusan Holding’in “Sürdürülebilir Fayda” programına dahil olduklarını söyledi. Bilimsel tarafına “bilinç geliştirme ve farkındalığı artırma” etkinlikleri ve “pinayla ilgili tanıtıcı materyal geliştirme” boyutlarını kattıklarını, Borusan ortaklığıyla “Umut Pina” belgeseli çektiklerini söyledi.
Popülasyon için yola çıkıp projeyi büyüttüler “Umut Pina” ismini ön plana çıkaran çalışmaları ise şöyle anlattı:
“Logo ve afişler tasarlattık. Proje için bir websitesi kurduk, sosyal medya hesapları oluşturduk. Böylece pina görünür olmaya başladı. Tam da hedeflediğimiz gibi daha proje bitmeden Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nden aradılar, bir etkinliğimize katıldılar ve projemize dahil oldular. Böylece farkındalık ve 150-200 kilometrelik bir kıyı şeridindeki pina popülasyonunu tahmin etme projesi, büyük çaplı bir projeye dönüştü.”
Geçtiğimiz yaz bütün Marmara Denizi kıyılarında bin 300 kilometrelik kıyı şeridinde, bütün pinaları saydıklarını kaydederken, “Ortalama 100 metrekare alanda hangi kıyıda, kaç adet pina yaşadığını, ne kadarının ölü veya canlı olduğunu, ne kadar yeni birey katılımı olduğunu belirledik. Erdek Körfezi’nde sayımla başlayan işimiz, bütün Marmara’ya yayılmış oldu” dedi.
“Kitaplar ve bilinçlendirmenin etkisi çok güçlü geliyor” “Cam Balık’ın Yolculuğu” (Umut Pina, Deniz ve İnsan, Anayurt, Umut Pina ve Pembe Karides) isimli 4 kitaplık öykü serisiyle de çocuklara pinaları anlatmak için uğraştıklarını belirtti. Pina Elçileri’nin okullardaki eğitimlerde bu kitaplardan bahsettiğini kaydeden Sarı, “Bu sene Bandırma Anadolu Lisesi’nden bir grup öğrenci, öğretmenleriyle birlikte pinanın tanıtımıyla ilgili bir TÜBİTAK projesi geliştirdi ve Türkiye 1’incisi oldu. Bu kitapların ve bilinçlendirmenin etkisi çok güçlü şekilde geliyor” dedi.
Marmara Denizi’ndeki kirlilik için ise Mustafa Sarı şöyle konuştu:
“Geçen yıl Ekim ayında müsilaj başladı. Bu Haziran ayının ilk haftalarında ise sona erdi. Ama Marmara Denizi’nde kirlilik çok yüksek. Halihazırda evsel atıkların yarısını arıtıyoruz, geri kalanını denize boca ediyoruz. Endüstriyel atıkların yüzde 70’ini arıtamıyoruz. Tarımsal atıkların tamamı arıtılmadan denize gidiyor. Denizcilik atıklarının oranları da diğerlerinden çok farklı değil. Dolayısıyla çok ciddi oranda kirletmeye devam ediyoruz.”
Tek başına pina ve deniz çayırlarının büyük kirliliği kaldırma ve temizleme gücü olmadığının altını çizip, “Bir taraftan arıtma tesisleri yapacağız, bir taraftan da pinalar deniz suyunu filtreleyerek bize destek olacaklar” dedi. Doğal yolla üreyip hayatını devam ettiren hiçbir türün suni yollarla üretilmesini doğru bulmadıklarını, doğal popülasyonun korunması ve farkındalığın artırılmasının yeterli olduğunu da ekledi.
2016 yılından beri parça parça projenin sürdüğünü kaydeden Sarı, “9 yıldır devam eden bir proje, ama son yıllarda etkimiz giderek arttı. Ne kadar devam edeceğini ise bilmiyoruz. Arzu ediyoruz ki sonsuza kadar pinalarla uğraşmayalım. Kamunun çeşitli kurumları bunu sahiplensin” dedi.
“Kritik tehlikede” olarak listelendi Projenin kurucularından Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Uğur Karadurmuş, kumlu ve çamurlu zeminlerde, genellikle deniz çayırlarının arasında yaşayan pinalar için şu bilgiyi paylaştı:
“Deniz suyunu filtreleyerek ekosistem sağlığını korur, biyolojik çeşitliliğe katkı sağlar ve birçok küçük deniz canlısına yaşam alanı sunarlar. Akdeniz havzasına endemik olan türün 2016’da ortaya çıkan kitlesel ölümler nedeniyle sayıları ciddi biçimde azaldı. Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından ‘kritik tehlikede’ (CR) tür olarak listelendi.”
Pinaların, hassas yapılarıyla dip trolü, çapa atılması, şnorkel/dalış aktiviteleri, botların demirlemesi gibi fiziksel müdahalelerden zarar gördüğünü belirten Karadurmuş, 2016-2019 yılları arasında Akdeniz’de yaşanan toplu pina ölümlerinin nedeninin ise “haplosporidium pinnae” isimli parazitik protozoon olduğunu söyledi. Ardından diğer bakteriyel ve çevresel stres faktörlerinin, iklim değişikliği, deniz suyu sıcaklıklarındaki artış, kirlilik ve habitat kaybının da ölümleri tetiklediğini aktardı.
“Pinalar, müsilajın hem doğal tamponu hem de kurbanı” Karadurmuş, “Müsilaj olayları sırasında oksijen azalması, organik madde birikimi ve suyun kalitesindeki bozulmalar, pinalar gibi filtre beslenen canlılar üzerinde doğrudan öldürücü etkiler yaratır. Yani pinalar müsilajın doğal tamponudur, ama aynı zamanda onun kurbanı haline gelir” dedi.






