Siirt Barosu Kadın Hakları Komisyonu Üyeleri ve Kadın Hukukçular tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ile ilgili yapılan açıklamada, “Kadın mücadelesinin dayanışma ve birlikle mümkün olduğunun bilincinde olup ‘kadın kadının yurdudur’ şiarıyla hareket ederek, kadınların eşit özgür bireyler olarak; hak ihlallerine, ayrımcılığa ve sömürüye maruz kalmadan yaşayabileceği bir toplum düzeni için elimizden gelen tüm mücadele ve dayanışmamızı sürdüreceğimiz” denildi.
Siirt Barosu Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Av. Seher Özalp tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Tarihte bugün ağır çalışma koşullarına karşı direnişe geçen dokuma işçisi kadınların, emek sömürüsünü protesto amaçlı başlattıkları mücadelede 129 kadının yaşamını yitirmesi sebebiyle başlayan süreçle 8 Mart günü tüm dünyada kadınların mücadele ve dayanışmasının kutlandığı gün olmuştur.
8 Mart: tarih boyunca sadece “kadın” olmaktan kaynaklı ayrımcılık ve şiddete maruz kalan, eşit haklar elde edebilmek için mücadele etmek zorunda kalan kadınların: emek sömürüsü, cinsiyet temelli ayrımcılık ve eril şiddetin sona erdiği; temel yaşam haklarının güvence altına alındığı, siyasi, sosyal, kültürel, eğitim, ekonomi gibi her alanda eşit muameleye tabi tutuldukları bir toplum idealine yönelik taleplerini bir kez daha birlik içerisinde dile getirdikleri gündür.
Erkeklerle eşit hak ve yükümlülüklere sahip oldukları bir toplum düzeni için yüzyıllar boyunca mücadele etmek zorunda olan kadınlar, geçmişten bugüne her ne kadar büyük ilerlemeler kat etmiş olsalar da günümüzde hala kadınların; sokakta güven içinde yürüme, bedensel dokunulmazlığa sahip olabilme, yaşam hakkının korunması, kız çocuklarının eğitime ulaşabilmesi, kadınların sosyal hayata ve iş hayatına eşit katılımı gibi basit ve olağan talepleri bile birçok toplumda ulaşılması zor bir durumdadır.
Ülkemizde de kadın cinayetlerinin, kadına yönelik şiddet, cinsel saldırı, istismar vakalarının günden güne dehşet verici seviyelerde artış göstermesi, kadınların gündelik yaşamlarına devam etmelerini zorlaştıran bir an önce çözüme kavuşturulması gereken önemli mevzulardır.
İş yerlerinde, okullarda, sosyal hayatta hatta aile içinde bile; emek ve yaşam haklarının ve bedensel dokunulmazlıklarının ihlal edilmesi tehlikesiyle yaşayan kadınların, kendilerini güvende hissedebileceği hareket alanları daralmış olmaktadır. Kadınların korkusu ve güvencesizliğiyle harlanan eril şiddetin daha da büyüyüp kadınlara nefes alacak alan bırakmaması, kadınların toplumdan soyutlanmasına, arka plana atılmasına neden olmuştur.






