Türkiye’de kamuoyunu sarsan fon krizinin enflasyon ve büyüme gibi ekonomik parametreleri nasıl etkileyeceği merak konusu. Uzmanlara göre, krizin ekonomi üzerindeki etkisini piyasalara olan güven derecesi belirleyecek.
Eylül ayında 131 fonun
tasfiyeye alınmasıyla patlak veren ve yarım milyona yakın yatırımcıyı
etkileyen fon krizi, Türkiye piyasalarında sert kayıplara yol açtı.
Fon krizine ilişkin haberlerin gündemi belirlediği geçen hafta, satış ağırlıklı
bir seyir izleyen Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi haftalık bazda yüzde 4,88
düşüşle 12.270,18 puandan kapanmıştı.
Hükümet tarafından startı verilen şirket ve fonlara ilişkin tasfiye
süreci, zarar gören pay sahiplerine yönelik ara ödeme yapılacağının
açıklanması gibi adımların ardından Borsa İstanbul, yeni haftanın ilk
işlem günü olan 5 Ekim Pazartesi gününü yaklaşık yüzde 1,5 yükselişle
tamamladı.
Peki borsada suların şimdilik durulmuş olması, Türkiye ekonomisindeki
"fon krizi" etkisinin bittiği anlamına mı geliyor?
Enflasyonda Düşüş Kalıcı Mı, Geçici Mi?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Eylül 2026
dönemi enflasyon verilerine göre, tüketici fiyatları bir önceki aya göre yüzde
1,84 artarak beklentilerin altında kalırken, yıllık enflasyon ise Kasım
2021’den bu yana geçen 57 ayın ardından ilk kez yüzde 300’un altına geriledi ve
yüzde 29,73 olarak gerçekleşti.
Eylül ayında aylık enflasyonun yüzde 2’yi aşan beklentilerin
altında gelmesi ve yıllık enflasyonun yüzde 30’un altını görmesi,
"Enflasyonda yüzde 30 barajı yıkıldı mı?" sorusunu gündeme getirdi.
Ancak DW Türkçe’ye konuşan uzmanlara göre, eylül ayındaki gerileme fazla uzun
sürmeyecek.
Eylül ayında özellikle gıda enflasyonundaki yavaşlamanın
fiyatlar üzerindeki olumlu etkisinin öne çıktığına işaret eden ekonomistlere
göre, akaryakıtta eşel mobil sisteminin kaldırılması ve 100 doların üzerinde
seyreden petrol fiyatlarının da etkisi ile yıl sonu enflasyonu yüzde 30
bandında seyretmeye devam edecek.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol da
geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, ABD/İsrail-İran Savaşı öncesine göre
yaklaşık iki katına çıkan dizel fiyatlarına dikkat çekerek, "Dizel
fiyatları, öyle ki çok kısa zamanda enflasyon rakamlarını bütün dünyada
yukarıya doğru baskılayacak" diye konuşmuştu.
"Piyasalardaki Türbülansın
Da Yansıması Var"
Enflasyon verilerini DW Türkçe'ye değerlendiren İstanbul Bilgi
Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, yaz
mevsiminde geçen yıl olduğu gibi kuraklık ve don olaylarının yaşanmaması
nedeniyle meyve sebze fiyatlarında büyük artışlar yaşanmadığına işaret ediyor.
Fon krizinin gündeme damga vurduğu bu dönemde konut, eğitim ve
giyim gibi kalemlerde de aylık enflasyonu yukarı taşıyacak gelişmeler
olmadığını ifade eden Prof. Aslanoğlu, "Genel olarak eylül ayı mevsimsel
faktörlerin de etkisiyle enflasyonun yüksek beklendiği bir aydır. Geçmiş
yıllara göre enflasyonun tahminlerin altında gelmesinde iç talepteki zayıflama
etkili oldu. Burada son yaşadığımız sermaye piyasalarındaki türbülansın da bir
yansıması var gibi görünüyor" diye konuşuyor.
Fon krizi sonrasında yaşanan gelişmelerin etkisiyle
tüketicilerin ve yatırımcıların oluşturduğu talepte bir azalma olabileceğini
kaydeden Erhan Aslanoğlu, bu durum enflasyonda bir miktar gerileme yaratsa da,
yıl sonunda yüzde 30 bandındaki seyrin devam edeceğini söylüyor.
"Seçim Ekonomisi ile Büyüme Desteklenecek"
Peki kimi çevrelerce ekonomiye maliyeti yaklaşık 100 milyar
dolar olarak hesaplanan fon krizi sonrasındaki soruşturma süreci ve atılan
adımlar, Türkiye’nin büyümesini nasıl etkileyecek?
Prof. Aslanoğlu, bu soruya, "Gelecek yıl itibariyle seçim
ekonomisi dönemine girileceği için, büyümeden taviz verilmesini
beklemiyorum" yanıtını veriyor.
Orta Vadeli Program’da (OVP) 2027 yılında iç talebe yönelik
maliye politikası ağırlıklı bir büyüme öngörüsü olduğuna dikkat çeken
Aslanoğlu, "Ben seçim yılında bu politikanın izleneceğini tahmin ediyorum.
O yüzden şu anki yavaşlama geçici. Enflasyonda ise büyümenin hızlanması ile
tekrar yukarı yönlü bir hareket görebiliriz" diye konuşuyor.
Bununla birlikte fon krizinin
yarattığı olumsuz sonuçları ve ekonomi kurumlarına olan güvensizliğin telafi
edilmesi için kapsamlı bir dönüşüm programının gerektiğini vurgulayan
Aslanoğlu, şunları söylüyor:
"İlk aşamada mağdurların mağduriyetinin giderilmesi ve bunun
ekonomiye makro ve finansal açıdan yansımalarını minimize etmek çabası var.
Öncelikle onun olması gerekiyor. Bir sonraki aşamada ise yaşananların bir daha
tekrarlanmaması için bütünsel bir yasal düzenleme, denetleme ve organizasyon
yapısında ve yaptırım gücünde sağlam bir çerçeveye ihtiyaç var."
"10 Milyon TL Üzeri Portföylerdeki Değer Kaybı 1,94 Trilyon
TL"
Enflasyon ve büyüme gibi makro ekonomik parametrelere ilişkin
hükümet tarafından yapılan olumlu açıklamalara karşın, Borsa İstanbul’daki
panik havası yüz binlerce yatırımcının piyasadan çıkması ile sonuçlanmış
durumda.
Phoenix Danışmanlık kurucusu ve finans uzmanı İris Cibre’nin
Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verileri üzerinden yaptığı analize göre, fon
krizinin patlak verdiği eylül ayında Borsa İstanbul’da yaklaşık 364,7 bin
yatırımcının hesabı sembolik seviyelere geriledi. Cibre’nin hesaplamalarına
göre, bu dönemde 10 milyon TL üzerindeki portföylerde para çıkışı ve değer
kaybı 1,94 trilyon TL’ye ulaştı.
Sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "İlk defa böyle
şok edici bir manzarayla karşılaştım" yorumunu yapan Cibre, eylül ayında
364,7 bin kişinin, hesabındaki bütün parayı çekerek hesabını tamamen
kapatanları kapsamadığını, zarar ederek veya parasının büyük bölümünü çekerek
hesabında 0,1 TL ile 1.000 TL arasında sembolik bakiye bırakan yatırımcıları
içerdiğini kaydetti.
Kredi Kuruluşları: Etkisi Sınırlı Olur
Öte yandan uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları ise,
Türkiye piyasalarında yaşanan fon krizinin ekonomiye etkilerinin sınırlı
olacağı değerlendirmesinde bulunuyor.
Fitch Ratings Türkiye’den sorumlu Kıdemli Direktörü Douglas
Winslow, yaptığı açıklamada fon soruşturması ile yaşananları "negatif bir
gelişme" olarak değerlendirirken, bugüne kadarki gelişmelerin Türkiye’nin
kredi notu üzerinde etkisi olmasını beklemediklerini kaydetti. Winslow, fon
soruşturmaları nedeniyle sistemik risk veya ekonominin genelinde dolarizasyon
baskısı oluşmadığını da sözlerine ekledi.
S&P Global Ratings Türkiye analisti Karen Vartapetov
tarafından 3 Ekim’de yapılan açıklamada da hükümetin attığı adımlar sonrasında
fonlarla ilgili gelişmelerin sınırlanması halinde Türkiye’nin kredi notu
üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşmayacağı ifade edildi. S&P’nin Türkiye
için bir sonraki not değerlendirmesinin 16 Ekim 2026 tarihinde açıklanması
bekleniyor.
"En Yoksulun Enflasyonu
Yüzde 51"
DW Türkçe’ye konuşan Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erinç Yeldan, akademisyen Bingül Satıoğlu ile birlikte
yaptıkları araştırmaya göre, Türkiye’de en zengin yüzde 10’luk dilimin Ağustos
2026 itibariyle yıllık enflasyonunun yüzde 32, en yoksul yüzde 10’un yıllık
enflasyonunun ise yüzde 51 olduğunu dile getiriyor.
Böylesi bir toplumsal tabloda en ufak birikimi olan yüz binlerce
insanın enflasyondan korunmak ve kısa sürede yüksek gelir elde etmek için borsa
ve fonlara akın ettiğine işaret eden Prof. Yeldan, "İşte bu tablo
nedeniyle fonlar üzerinde spekülasyonlar bu kadar rahat yapılabiliyor ve
kimileri büyük servete ulaşırken, binlerce insan tüm birikimini
kaybediyor" şeklinde konuşuyor.
"90’lardaki Kayıp 10 Yılı Hatırlatıyor"
Fon krizinin yarattığı toplumsal tepkilerin önüne geçmek ve hem
piyasalara hem de ekonomiyi düzenleyen kurumlara güveni yeniden tesis etmek
için hükümetin bazı politika adımları atması gerektiğinin altını çizen Erinç
Yeldan, şu görüşleri dile getiriyor:
"Asgari ücrete yılda bir zam yapmanın ya da doğalgaz veya
elektrik faturasına devlet desteği sağlamanın ötesinde doğrudan doğruya bir
vatandaşlık temel geliri olarak insanlara destek sağlanması gerektiği bir
dönemdeyiz. Enflasyona karşı savunmasız kalan insanlar çareyi böyle kötü
yollarda arıyor. Bu artık bir iktisadi vaka olmaktan çıkıp doğrudan
doğruya bir siyasi ve polisiye olay haline gelmiş durumda. Türkiye sanki
90’larda yaşadığı kayıp 10 yılı, bir kez daha yaşadığı bir sürecin içinden
geçiyor."