Amed Şiddetle Mücadele Ağı, artan kadın katliamlarına karşı başlatacakları “Kadın Adalet ve Hafıza Nöbeti”nin deklerasyon açıklamasını Diyarbakır'ın Yenişehir ilçesinde bulunan Rosa Kadın Derneği binasında gerçekleştirdi. Kadınların adalet arayışının görünür kılınması amacıyla düzenlenen “Kadın, Adalet ve Hafıza Nöbeti”, 6 Ekim 2026 Salı günü saat 12.30’da Amed Adliyesi önünde başlayıp on hafta boyunca her salı aynı yerde ve aynı saatte devam edecek.
Kadınlar adına açıklamayı yapan Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi üyesi İrem İlhan, kadın katliamlarının “şüpheli” denilerek karanlıkta bırakıldığını aktardı. İrem İlhan, “Üç ila beş kadının yaşamını yitirdiği günler, birbirinden kopuk haberler gibi önümüze konuluyor. Oysa biz biliyoruz ki; kadınların bedenleri, duyguları, düşünceleri, arzuları, emeği, yaşamları, hakikatleri yani aslında varoluşları sistematik olarak erkek egemen sistem tarafından hedef alınıyor. Bunun adı kadın kırımıdır! Bu, kadınlara yöneltilen bir savaştır! Kadın kırımı, ataerkil devlet sistemi, ulus-devletin militarist aklı, milliyetçi güvenlik politikaları ve hegemonik erkekliğin ilişkiselliği içinde gerçekleşiyor. Tam da bu sebeple, kadın kırımı; kadınların öldürülmesi ve bunu mümkün kılan devlet ve toplum mekanizmalarının suç ortaklığını içeriyor. Ve bugün, kadın cinayetleri yüksek düzeyde devam ederken, şüpheli kadın ölümleri olağanüstü biçimde görünür hâle gelmiş; artık ölüm sayısı ile birlikte, ölümlerin nasıl sınıflandırıldığı, soruşturulduğu ve karanlıkta bırakıldığı gündemimiz olmuştur. Bizler, kadın cinayetlerinin münferit suçlardan oluşan bir toplam olmadığını, ayrılma ve boşanma iradesinin tanınmaması, baskı ve denetim, ev içi şiddet, silaha erişim, koruma kararlarının uygulanmaması, etkisiz soruşturma ve cezasızlığın birbirini besleyen bir yapı oluşturduğunu biliyoruz” dedi.
'Özel Savaş Şiddeti Besliyor'
Ölüm nedenin netleşmediği durumlarda kadın ölümlerinin “intihar” ya da “kaza” olarak kabul edilerek, soruşturmanın daraltıldığını söyleyen İrem İlhan, olay yerinin, adli bulguların, dijital delillerin ve önceki şiddet öyküsünün gerektiği gibi araştırılmamasının gerçeklerin üzerini örtmek anlamına geldiğini belirtti. İrem İlhan, “Etkili soruşturma yürütülmemesi ve cezasızlık politikaları, şüpheyi giderilmesi gereken bir durum olmaktan çıkarıp dosyanın son sözüne, yani geçici belirsizliği kalıcı cezasızlığa dönüştürüyor. Kadınların ölümü değil, hakikat şüpheli bırakılıyor. Kadın kırımı yalnızca bir erkeğin bir kadını öldürdüğü anla sınırlı değildir. Kadınların yaşamı üzerinde hak iddia eden patriyarka; bedenlerini ve iradelerini denetim altına almaya çalışan dincilik; Kürt kadınların kimliğini ve mücadelesini hedef alan sömürgeci ve güvenlikçi politikalar ile özel savaş politikaları bu şiddeti besliyor. Kadınlar ayrılmak, boşanmak, çalışmak, örgütlenmek, kendi sözünü söylemek ve kendi yaşamını kurmak istediğinde şiddetle karşılaşıyor” şeklinde konuştu.
Cezasızlık Politikası
Yargılanma süreçlerine de değinen İrem İlhan, “Kadın katliamlarının hukuki nitelendirilmesinde fail lehine tercihler yapılması, tasarlama ve eziyet gibi nitelikli hallerin göz ardı edilmesi, haksız tahrik ve takdiri indirimlerin erkekler lehine geniş uygulanması, kamu görevlilerinin ihmallerinin araştırılmaması, delillerin zamanında toplanmaması, çelişkilerin giderilmemesi ve ölümlerin hızla intihar ya da kaza sayılması gibi maddi gerçeğe erişimi zorlaştıran cezasızlığı kabul etmiyoruz” dedi.
Bölge kentlerindeki “şüpheli kadın” ölümlerini değerlendiren İrem İlhan, “Kürt illerindeki şüpheli ölümler, kayıp kadınlar ve öğrencilerin ölümleri; soruşturmanın ilk anda 'intihar', 'düşme', 'boğulma' veya 'kayıp' çerçevesine sıkıştırılmasını kabul etmiyoruz. Anadilinde adalete erişememe, kırsal bölgelerde koruma hizmetlerinin yetersizliği, aile ve aşiret baskısı, kayıp kadın dosyalarının etkili araştırılmaması ve failin asker, polis, korucu ya da başka bir kamu görevlisi olduğu olaylarda cezasızlık politikasını kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.
Talepler
İrem İlhan, itiraz edilen hususlara ilişkin talepler şu şekilde sıraladı: “Kadına yönelik şiddet, cinsiyete dayalı ayrımcılığın ve kadınlar üzerindeki toplumsal denetimin sonucu olan sistematik bir insan hakkı ihlali olarak ele alınmalıdır. İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden taraf olunmalı; CEDAW’ın ve AİHM içtihatlarının gerektirdiği toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımı bütün kamu kurumları açısından bağlayıcı hâle getirilmelidir. *6284 sayılı Kanun’un uygulanması ülke genelinde bağlayıcı bir risk değerlendirme sistemine kavuşturulmalıdır. Ölüm tehdidi, silah varlığı, ayrılma veya boşanma süreci, ısrarlı takip, tedbir ihlali, çocuklara yönelik tehdit ve geçmiş şiddet yüksek risk göstergesi kabul edilmelidir. Tedbir kararlarının uygulanıp uygulanmadığı izlenmeli; ihlal hâlinde zorlama hapsi gecikmeksizin uygulanmalı; yüksek riskli dosyalarda elektronik izleme ve failin silahına el koyma zorunlu olmalıdır.
*Kadının önceki başvurularına rağmen öldürüldüğü her olayda, kamu görevlilerinin sorumluluğu bakımından resen ve bağımsız bir soruşturma başlatılmalıdır. Kurumların hangi bilgiyi ne zaman edindiği ve buna rağmen neden önlem almadığı açığa çıkarılmalıdır.









