Tuncer Bakırhan, DEM Parti’nin hiçbir blokun yanında olmadığını, “üçüncü yol” çizgisinde ilerlediklerini söyledi. Bu süreçte iktidarla yürütülen diyaloğun partinin muhalefet kimliğini gölgelemeyeceğini ifade eden Bakırhan, “Biz bir muhalefet partisiyiz ve bu kimliği koruyacağız” diye konuştu. Bakırhan, CHP ile ilgili ise, “Cumhuriyet Halk Partisi'nin yüzde 35 oyu var. Biz onlara soralım. Farklı bir şey yapsınlar. Cumhuriyet Halk Partisi önümüzdeki seçimleri kaybettirmesin, bizim adayımıza oy versin. DEM, şu andaki bütün partilerin en niteliklisidir” dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, T24’ten Gökçer Tahincioğlu ve Ceren Bayar’ın sorularını yanıtladı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, çözüm süreci, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mesajları ve CHP’nin olası tutumu konularında, “Türkiye kamuoyuna şunu da söylemek isterim; bu anayasa günün sonunda bizim önümüze gelecek. Orada Kürt sorununun çözümü yoksa, demokratikleşme yoksa, kadın yoksa, gençlerin geleceğine dair umut vaat eden şeyler yoksa, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı yoksa, ekonomide adalet yoksa, doğa kırım devam ediyorsa kim buna 'evet' der? DEM Parti buna 'evet' der mi? Ülkedeki kötü gidişatın durması için hepimizin masada olması gerekiyor. Bu süreci desteklememiz lazım. CHP, tabii ki olmalı ve bence masada olacaklar. Masada mücadele etmek gerekiyor. Masa, siyaset minderi gibidir. Minderden kaçan kaybeder. Barışı kazanmak istiyorsak minderde olmamız gerekiyor. Antrenörleriyle, teknik ekibiyle masada olmalıyız” dedi.
Bakırhan, CHP’nin anayasa ve seçim ittifakı kaygıları için de, “Cumhuriyet Halk Partisi'nin yüzde 35 oyu var. Biz onlara soralım. Farklı bir şey yapsınlar. Cumhuriyet Halk Partisi önümüzdeki seçimleri kaybettirmesin, bizim adayımıza oy versin. DEM, şu andaki bütün partilerin en niteliklisidir” diye konuştu.
-Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘AK Parti, DEM, MHP birlikte yürüyoruz’ açıklaması tartışma yarattı. Devam eden sürecin bir anayasa ittifakına dönüşeceği, üç partinin ittifak kurduğu yorumları yapıldı. Partinizden böyle bir ittifakın söz konusu olmadığı açıklaması geldi ama DEM Parti’nin durduğu yerin, bakışının anlaşılabilmesi için ‘anayasa ittifakı’ yorumlarına ilişkin nasıl bir değerlendirme yaparsınız?
Anayasa seçimden önce olacak mı, yetişecek mi; bunu sormak lazım önce. Kolay mı o kadar anayasa? Kimi çevreler esası bulandırmaya çalışıyorlar. Biz bugüne kadar ‘üçüncü yol’ dedik. 15-20 yıldır da o çerçevede yolumuza devam ediyoruz. Hiçbir zaman bir blokun ya da iki siyasi partiden birisinin tarafı olmadık. Kendi yolumuzu anlatmaya, örgütlemeye çalıştık. Dönem dönem yollar seçim ya da benzeri noktalarda kesişiyor. Kent Uzlaşısı’nda, Kılıçdaroğlu'nun aday olduğu Cumhurbaşkanlığı seçiminde olduğu gibi. Seçim taktiklerimiz stratejik başarımızı amaçlıyordu, bunu da başardık. Bazen de toplum buluşturuyor, toplumun kendi öncelikleri siyaseti bir yerlere çekiyor. Ama bunların dışında biz de bağımsız, kendi özgünlüğümüze uygun bir siyaset yürüttük.
Bugün Türkiye'nin yüzyıllık sorununu tartışıyoruz, konuşuyoruz. Öyle bir sorun ki ülkenin birçok şeyini almış götürmüş. Bugünkü siyasi ve toplumsal çürümenin, ekonomik sorunların sebebi olan bir sorun. Şimdi bu yüzyıllık meselede de işin esası konuşulmuyor. 50 yıllık çatışmalı sürecin araçlarından birisi devreden çıkarılıyor. Bu çok önemli ama bu yeterince konuşulmuyor. Bunu olumlu yorumlayan siyasi akıl maalesef çok az. Çok basit, sığ tartışmalarla bunu bir kişinin ya da bir partinin gelecekteki beklentilerini karşılayacak bir süreç olarak değerlendiriyorlar. Bunlar bizi tarif etmiyor, sürecimizi tarif etmiyor.
“İktidarın Kaybetmesi İçin Çaba Harcadık”
İktidarı biz seçmedik. Tam tersine iktidarın kaybetmesi için vaktinde çaba harcadık. Bugün Cumhurbaşkanı olan Sayın Erdoğan'ı desteklemedik. Tabanımız karşısındakine, rakibine açıktan oy verdi ve bunu deklare etti. Tavrını her zeminde bu kadar açık ortaya koyan bir siyasi partinin gizli gündemleri, kapalı kapılar arkasında yürütebileceğini söylemek alenen gerçeği çarpıtmaktır. Biz bu meseleyi seçimler üstü, partiler üstü görüyoruz. Bu meseleyi seçimlerde alınacak yüzdelerle ölçen bir noktada değiliz. Bu mesele, kişi ve partilerden çok çok değerlidir.
“Niye Gizli Saklı İş Yapalım?”
-Sizin samimiyetinize ve süreci partiler üstü gördüğünüze inanan bir kesim var ama ‘İktidar DEM’in bu konudaki hassasiyetini güncel siyasi çıkarlar kullanmak istiyor’ algısı da var.
Ama biz zorlamaya gelen, zorla bir yere çekilen bir parti değiliz. Onun için bu özgüvenle konuşuyoruz. Biz bir taraftan Kürtlerin oyunu almak için çalışan bir taraftan da ırkçı, Kürt'ü inkâr eden bir protokole imza atan bir gelenek değiliz. Biz cezaevinde, idam sehpasında; mücadele ettiğimiz her alanda kendi doğrumuzu sahipleniriz.
Biz niye gizli saklı bir şey yapalım? Ayrıca şu anda masada oturan iktidar ne düşünüyor? Bunu bilemeyiz. Bundan bir çıkar mı bekliyorlar, bizi bir yere mi çekmeye çalışıyorlar? Onların niyetini okuyamayız, onların niyetini okuyarak yol alamayız. Siyaset niyet okuyarak yapılmaz. Bizim niyetimiz belli. Kürt meselesi demokratik yollarla çözülsün. Türkiye'nin demokrasi sorunu Demokratikleşmeyi birlikte sağlayalım. Öncelikli amacımız budur. Başka ne olabilir?
“Demokratik Yargı Yok, Hukuk Yok, İnsanlar Tedirgin”
Demokratik bir yargı yok, hukuk yok, insanlar tedirgin, başına ne zaman nerede, ne geleceğini bilmiyor. Sıradan vatandaş bile izlendiğini, dinlendiğini düşünüyorsa demek ki toplumda bir psikolojik basınç oluşmuş. Dolayısıyla iktidar bu süreçten ne umuyor, muradı nedir? Bunu bilemeyiz, bu ayrı bir konu. Henüz yolun başındayız. Bunu kestirmek yani zihinleri okumak doğru değil.
Ama biz Türkiye demokratikleşsin, toplumsal barışını sağlasın, bizi ekonomik, siyasi, sosyal olarak çürüten meseleler ortadan kalksın istiyoruz. Bunun için çalışıyoruz. Günün sonunda bir sandık kurulacaksa da o sandıkta halkın iradesi esas alınsın. Biz taraf olsak ne yazar? 86 milyon insan olduğu bir yerde bir partinin taraf olmasıyla mı bir parti kazanıp kaybediyor?
“Diğer Partiler Uymak Zorunda mı?”
Gelelim anayasa değişikliğine. Anayasa toplumsal bir sözleşme olarak tarif ediyoruz. Yani bir partinin kendisini dayatmasıyla diğer partilerin ya da toplumun kabul edeceği bir şey midir Anayasa? Ülkenin gelecek on yıllarını belirleyecek bir toplumsal sözleşmeyi bir parti kendi çıkarına, geleceğine göre hazırlarsa diğerleri buna uyar mı, uymak zorunda mıdır?
Dolayısıyla bu tartışma süreç karşıtlarının ortaya çıkardığı bir tartışma. Partimizin şimdilik böyle bir gündemi yok, böyle bir öncelikleri yok.
“Sorunlar Çözüldükten Sonra Demokratik Anayasa”
Türkiye’de adalet, hukuk sorunu, özgürlük sorunu, ekonomide adalet sorunu var bunlar çözülür, sonra ülkede ‘Bir de demokratik anayasa yapalım’ derlerse ve toplum da ‘yapsın’ derse biz tabii ki o gün toplumun beklentisini, talebini dikkate alırız.
“DEM Parti buna 'evet' der mi?”
Sizin aracılığınızla Türkiye kamuoyuna şunu da söylemek isterim; bu anayasa günün sonunda bizim önümüze gelecek. Orada Kürt sorununun çözümü yoksa, demokratikleşme yoksa, kadın yoksa, gençlerin geleceğine dair umut vaat eden şeyler yoksa, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı yoksa, ekonomide adalet yoksa, doğa kırım devam ediyorsa kim buna evet der? DEM Parti buna 'evet' der mi Birileri bunu ısıtıp ısıtıp toplumun gündemine sunuyor. Bunu yapacaklarına çıkıp açıkça desinler ki ‘Ben Kürt meselesinin çözümünün tartışıldığı bu sürece karşıyım’. Bak buna saygı gösteririm.
“Öcalan Görüşmelerinde de Bu Gündem Yok”
Sayın Öcalan'la da görüşürken anayasa, seçim, bir partiyi desteklemek gibi gündemler yok. Tam tersine, bizim bu ülkeyi yönetme hedefimiz var. Allah aşkına Türkiye'yi Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Tülay Hatimoğulları, Keskin Bayındır, Çiğdem Kılıçgün Uçar yönetemez mi? Neyimiz eksik onlardan? Daha toplumcu, daha halkçı, daha emekçi, bedel ödemiş insanlar daha mı kötü yönetir? Kim nereden çıkarıyor bizim birilerine eklemleneceğimizi, birilerinin siyasetini destekleyeceğimizi? Niye biz yönetmeyelim? Biz Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'ni Ankara Büyükşehir'den kötü mü yönetiyoruz? Bizim 25 yıllık yerel yönetimler deneyimimiz var. Tek bir arkadaşımızın bir yolsuzlukla anıldığını duydunuz mu? Biz halkla birlikte yönetiyoruz. Şeffaf, demokratik, herkesi kapsayan bir mantıkla.
Bugün Türkiye silahların bırakıldığı tarihi ana yoğunlaşmalıdır. Kürt meselesinin demokratik çözümüne odaklanmalıdır. Hepimizin nefes alacağı demokratik bir zemin oluşmasına odaklanmaktır. Daha işin başlangıcındayken üç yıl sonra yapılacak seçimlerde kimin nerede alacağını söylemek bizi tarif etmiyor.
“CHP’nin Tereddütlü Yaklaşmasını Saygıyla Karşılıyorum”
-CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun cezaevinden bir çağrısı oldu. Hem size MHP'ye yönelik bir mesajdı. ‘AKP'nin siyasi hesapları için bu önemli süreci kullanmasına izin vermeyin’ dedi. Nasıl değerlendirdiniz bu mesajı?
Şunu ifade edeyim; Cumhuriyet Halk Partisi'nin son süreçte yaşamış oldukları baskılardan dolayı bu meseleyle kaygıyla, tereddütlü yaklaşmasını saygıyla karşılıyorum. Bir taraftan operasyonlar devam ederken, belediye başkanları, yöneticileri tutuklanırken tabii ki şunu sormaları gayet normal: Barış böyle mi olacak? Demokrasi böyle mi gelecek? Biz de şunu söylüyoruz Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve Sayın İmamoğlu'na: Her birimiz kendi mahallemizde, kendi çeperimizde kendi çevremizde mücadele ettiğimiz müddetçe bu tür olumsuzluklarla karşılaşıyoruz. Ortak bir zeminde, ortak demokratik yargı, hukuk, adalet, özgürlük, demokratik bir ülke, demokratik bir cumhuriyet diyebilirsek emin olun şu anda yaşadıklarımızın hiçbirisini yaşamayız. Şu anda bir şeyler yaşıyorsak sebebi ayrı ayrı yerlerde durmamız. Kaygılar en çok soyut tartışmalarda büyür. Bundan ötürü ortak mücadele alanlarımı büyütmek gerekiyor. Çünkü kaygılar, ortak kazanımlarda erir.
Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi, AK Parti’den, MHP’den, CHP’den ve bütün siyasi partilerden daha büyük, daha kıymetli bir meseledir.
Sayın İmamoğlu’nun “Bu süreci kendi siyasi ikballeri ve siyasi çıkarları için bir fırsat olarak gören akıldan kendinizi ayrıştırmalısınız” çağrısı yaşanan siyasal olayları yanlış gören ve değerlendiren bir yerde duruyor.
Biz yüz yıllık bir meseleyi çözmeye uğraşıyoruz. Birileriyle bütünleşmedik ki ayrışalım. Ki iktidar ittifakı da böyle bir bütünleşme olmadığını, ittifak durumu olmadığını ifade ediyor. Tarihsel sorunların çözümünde toplumsal ayrışmayı ortadan kaldıracak bütünleşmeleri hep birlikte amaçlayabilir, bunun için ortak paydaları arttırabiliriz. Fakat siyasette her partinin kendine göre bir dünya görüşü, gittiği bir yol, varmak istediği bir menzil vardır.
Biz nasıl ki, 2019’da İstanbul’daki oy tercihimizle CHP’yle bütünleşmediysek, bugün de iktidar blokuyla bütünleşmiyoruz. Bu yönüyle her parti farklılığını koruyarak toplumsal barışa hizmet edebilir. Barış, partilerin birbirine benzemesi değil, farklılıklarına rağmen ortak paydalarda, demokratik ilkelerde buluşması ile gelir.
-Bu kadar büyük sorunlar sadece üç parti ile, CHP’siz çözülür mü?
Öyle bir şey diyen mi var?
-‘Cumhurbaşkanı’nın bunu ima ettiği, istediği bu’ yorumları yapılıyor.
Cumhurbaşkanı sonrasında düzeltti o sözlerini. En başından beri siz de şahidisiniz. İmralı’da görüşmeler başladığından beri ilk ziyaret ettiğimiz isim Sayın Özgür Özel’dir. Türkiye'nin yüzyıllık meselesini sadece üç parti oturarak çözebilir mi? Öyle bir şey olabilir mi? Kim bunu demiş? Biz her seferinde muhalefetin olmadığı, toplumun rıza göstermediği bir barış, bir süreç olmaz diyoruz. Sanırım kendimizi yeterince anlatamıyoruz ya da anlatıyoruz ama duyuramıyoruz.
Sayın İmamoğlu'na şunu söylemek isterim. İçeride olmasının sebebi kendi çeperimizden bakmamızdır. Masada Cumhuriyet Halk Partisi olursa belki de İmamoğlu dışarıda olacak. Belki de bütün siyasi tutsaklar dışarıda olacak. Çünkü hukuk olacak, demokrasi olacak, adalet olacak.
“Hepimizin Masada Olması Gerekiyor”
Ülkedeki kötü gidişatın durması için hepimizin masada olması gerekiyor. Bu süreci desteklememiz lazım. Bu sadece DEM Parti’nin sorunu değil. Kürt sorunu Türkiye’nin sorunu. Sadece bizi ilgilendiren bir süreç değil. Demokrasiden bağımsız değil, demokratik bir Türkiye'den bağımsız değil. Demokrasi diyorsak, demokratik bir yargı diyorsak, halkın seçtiği irade yönetsin diyorsak her şeye rağmen bu masayı tutmalıyız, zorla oturmalıyız. Kimse minnetle, davetle o masaya gelmemeli. Türkiye'nin ihtiyacı olduğu için gelmeli.
86 milyonun geleceği için gelmeli. Sayın Öcalan ‘Barış ve demokratik toplum’ dedi. Barış demokrasisiz olur mu? Demokrasi olmadan barış olur mu? Demokrasi olacaksa sadece Kürt’e olmayacak. Niye o yüzyıllık algılarla, bir türlü yıkamadığımız Kürt karşıtlığıyla hareket ediyoruz? Bu masada olmak o tereddütleri, kaygıları giderir. Masanın dışında kalmak tereddütleri ve kaygıları büyütür.
“Masa, Siyaset Minderi Gibidir, Kaçan Kaybeder”
-CHP masada olacak mı?
Tabii ki olmalı ve bence masada olacaklar. Sayın Özel'le görüşüyoruz. Masada mücadele etmek gerekiyor. Masa, siyaset minderi gibidir. Minderden kaçan kaybeder. Barışı kazanmak istiyorsak minderde olmamız gerekiyor. Antrenörleriyle, teknik ekibiyle masada olmalıyız.
-CHP'nin masada olmasını zorlayan çok fazla koşul olduğu görüşüne katılır mısınız?
CHP'ye dönük son dönemdeki baskılardan dolayı böyle yaklaşmaları gayet haklı. Kaygıları gayet haklı. Şöyle söyleyeyim; iktidarlar bu tür meselelerin çözümünü kendisine mal etmek ister. Bu sadece Türkiye ile ilgili bir durum değil. Dünyanın her yerinde böyledir. Kendisine yontmak, günün sonunda ‘ben yaptım’ demek, ‘100 yıllık meseleyi ben çözdüm’ demek ister. İktidar böyle düşünüyor olabilir diye ‘onlar öyle düşünüyor, o zaman biz yokuz’ mu diyeceğiz? İktidar ‘Ben seçime tek başıma gireyim, kazanayım’ da diyor. O zaman niye aday çıkarıyoruz, seçime giriyoruz?
“CHP’nin Masanın Dışında Kalması Türkiye’ye Kaybettirir”
Açıkçası ben şöyle düşünüyorum. CHP, kurucu değerleri ve tarihsel misyonu gereği, Kürt meselesini yüz yıllık birikimiyle ele alma sorumluluğuna sahiptir. Meseleyi dönemsel krizlere veya iktidarın günlük politik manevralarına bir tepki olarak değil, Türkiye'nin demokratikleşmesinin en temel unsuru olarak görmelidir. Sorunu kalıcı bir toplumsal barış ve eşit yurttaşlık projesinin merkezine yerleştirmek, CHP'nin tarihsel kimliğine en yakışan tavır olacaktır. Bu, sadece bir kesimin değil, tüm Türkiye'nin geleceği için atılacak önemli bir adım olacağı kanısındayım.
100 yıllık bir meselede çözüm iradesi olmayı reddetmek, masada yer almamak bence Türkiye'ye yapılacak en büyük kötülük.
“Buzdolabına Kaldırılmazsa Türkiye’ye Demokrasi Gelir”
-Toplumun süreci anlamadığını, içselleştirmediğini gözlemliyoruz. Demokratik entegrasyon, devletle bütünleşme gibi kavramlar toplumun zihninde somutlaşmıyor. Bu sürecin somut çıktıları ne olacak? Bu süreç bitince ne olacak?
Sürecin henüz başı. Süreç ilerlesin diye uğraşıyoruz. Dört başı mamur yürüyen bir süreç yok. Kimi kaygılar, kuşkular açığa çıkıyor, öncelikler bazen erteleniyor. Başka öncelikler ortaya çıkıyor.
Ama çok net söylüyorum; bu süreç başarılı olursa, tekrar buzdolabına kaldırılmazsa, muhalefet de desteklerse, toplumun bütün dinamikleri katkı sunup omuz verirse Türkiye’ye demokrasi gelecek. Türkiye Kürt meselesinden dolayı harcamış olduğu kaynakları emekçiye, ezilene verecek.
‘Türkiye demokrasi modeli’ oluşacak ve bu Ortadoğu'da bir model olacak. Kadın katliamları, çevre kırımı duracak. Kürt'ün, Alevi'nin ötekleştirildiği, yok sayıldığı bir ülke olmayacak Türkiye. Rahat nefes alacağız, rahat sandığa gideceğiz, sandığın sonucuna hepimiz saygı göstereceğiz. Toplum beğenmediği zaman sandıkla getirdiğini sandıkla götürecek. Ekonomide adalet olacak. Yozlaşma, çürüme bitecek, demokratik bir yargı olacak, insanlar her sabah kapsının saat kaçta çalınacağı kaygısıyla uyanmayacak. Malına, şirketine el konulmayacak, kayyım atanmayacak, ihalede şeffaflık olacak.
“Mesele Sadece Kürt Meselesi Değil”
-İktidarın tüm bunları dert ettiğini ya da edeceğini düşünüyor musunuz?
Şu anda iktidarın toplumda yeteri düzeyde rıza alamadığını görüyoruz. Toplumda rıza almak bunları dert etmekle olur. Bunu dert etmeyen rıza alamaz. Bütün iktidarlar her şeyin güllük gülistanlık olduğunu söyler. Türkiye’de de iktidar benzer şeyler söylüyor. Ama toplumun ne dediğine bakmak lazım. Toplumun bunları dert ettiğine biz şahidiz. Çünkü toplumun içerisindeyiz. İktidar dert etseydi zaten bu sorunlar oluşmazdı. İşte tam da bu masaya otururken iktidara ‘mesele sadece Kürt meselesi değil, bu sorunları da dert edinelim. Bu sorunları da masada çözelim’ demek için masada olmayı önemsiyoruz.
-Parti içinde farklı görüşler var m?
Medyaya bakınca öyle bir şey var. Ama bu parti büyük bir emeğin, mücadelenin ortaya çıkardığı bir eserdir. Biz farklı düşündüğümüz şeyleri kurullarımızda tartışırız. Ortak akıl, ortak bir yolla yolumuza devam ederiz. Burada dünya görüşü farklı olan bileşen partiler ve onlarca birey var. Bu süreç konusunda bazı tereddütleri olan, ihtiyatlı bir iyimserlikte olan arkadaşlarımız var. Ama Barış ve Demokratik Toplum Çağrısıyla birlikte bütünleşen ortak söz, ortak eylemek, ortak yürütmek, başarıya ulaştırmak hepimizin derdi oldu.






