Sahada görülen idari uygulama pratikleri mülteci çocukların en temel hakları olan eğitime erişmelerinde ve ailelerin sağlık başta olmak üzere diğer birçok hakka erişmelerinin önünde bir bariyere dönüşüyor. Sahada çalışan uzmanlar sosyal uyumun sürdürülebilir olması için denetimlerin ceza odaklı olmak yerine hak temelli olması ve kurumlar arası koordinasyona bağlı bir göç yönetişimiyle gerçekleşmesi gerektiğini söylüyor.
Türkiye dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan devletlerin ilk sıralarında yer alıyor. Suriye’deki savaştan kaçan milyonlarca insan için 2014 yılında yürürlüğe giren ‘Geçici Koruma Rejimi’ başlarda haklara erişimde esnek ve kapsayıcı bir alana sahipti. Fakat bugün gelinen noktada denetim ve yaptırımlar nedeniyle geçici koruma rejiminin hak temelli olma noktasında sürdürülebilirliğini yitirdiği görülüyor. Özellikle de son yıllarda nüfus hareketliliğini denetlemek amacıyla uygulanan adres tahkikatları sığınmacıların günlük yaşamında öngörülemeyen kırılmalara neden oluyor. Veri güncelleme ve güvenlik amacıyla yapıldığı söylenenen bu tahkikatlar binlerce sığınmacının geçici koruma kaydının (99’lu kimlik numarası) dondurulmasına yol açıyor. Bu idari dondurma işlemleri veri doğrulama amacıyla yapılmış olsa da çocukların okul kapısından çevrilmesiyle ve insanların sağlık hizmetlerine erişememesiyle bir insani kriz durumu yaratıyor. Bu durum hak temelli bir perspektifle bakıldığında yönetmeliklerin insan onurunu korumakta her zaman yeterli olmadığını ortaya koyuyor.
Sistemin Yok Saydığı Çocukluk: 11 Yaşındaki S.E.’nin Öyküsü
Sözü edilen bu görülmez bariyerlerin tam ortasında kalanlardan biri 11 yaşındaki sığınmacı kız çocuğu S.E. Ailesiyle birlikte yaşadıkları evin adres tahkikatı sırasında evde olmadıkları gerekçesiyle kimlik kaydı dondurulan S.E., ortaokula kayıt yapamadı ve aylardır okula gidemiyor. Yaşıtlarıyla birlikte okul sıralarında olması gereken yaşta okulda olmayıp bürokratik pürüzlerin çözülmesini beklemek zorunda kalıyor. S.E. sadece eğitim hakkına erişememekle kalmıyor okula gidemediği için sokaktaki risklerle, çocuk işçiliğiyle ve çocuk yaşta evlendirilme riskiyle karşı karşıya kalıyor. Çünkü eğitim mülteci çocuklar için sadece müfredatı takip etme işlevi görmüyor aynı zamanda onları toplumsal hayata bağlayan bir sığınak olma özelliği taşıyor. Bürokratik kararların kapattığı bu sığınak çocuğun hem bugününde hem geleceğinde telafisi olmayan yaralar açılmasına neden oluyor.
Sağlık Hakkı Askıda Bekliyor: L.E.’nin Tedavi Edilemeyen Hastalığı
Benzer bir tıkanıklık da 38 yaşında olup kronik sağlık sorunlarıyla mücadele eden erkek bir sığınmacı birey olan M.E.’nin sağlık hizmetlerine erişim sürecinde yaşanıyor. Kimlik kaydının durdurulması nedeniyle devlet hastanelerinde muayene olamıyor ve tedavi göremiyor. Sistemde ‘pasif’ olarak görülmesi nedeniyle ilaç reçeteleri onaylanmayan L.E. ekonomik yetersizlik nedeniyle özel sağlık hizmetlerine de başvuramıyor. Bu durum aynı zamanda halk sağlığını da yakından ilgilendiriyor çünkü normalde tedavisi mümkün olan bu hastalıklar bu süreçler nedeniyle tedavi edilemediği için akut krizlere yol açıyor. Sığınmacılar hayati tehlike noktasına geldiklerinde acil servislere başvurmak zorunda kalıyor bu da hem bireysel bir trajedi durumu oluşturuyor hem de acil servislerde yoğunluğa neden oluyor.
Okuldan Kopan Bir Çocuğun Bir Sürenin Ardından Geri Dönebilmesi Çok Zor
Bu süreçleri çocuk hakları boyutuyla değerlendiren Rengarenk Umutlar Derneği üyesi çocuk hakları uzmanı Bahtiyar Bayram, adres tahkikatları sonucu kayıtların dondurulmasının çocuklar üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekiyor ve bu durumun çocuk koruma sisteminde bir tıkanıklığa neden olduğunu şu sözlerle anlatıyor:








