DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te yürütülen hukuki sürecin bölgesel belirsizliklere gerekçe gösterilerek ertelenemeyeceğini belirterek, olası bir sınır ötesi operasyonun çözüm sürecini zedeleyeceği uyarısında bulundu.
Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ortak raporunun Mart ayı sonuna kadar Meclis gündemine taşınmasının öngörüldüğü süreçte, hukuki düzenlemelerin ertelenip ertelenmeyeceği tartışma konusu oldu. Bölgesel gelişmelerin ve SDG-Şam hattındaki belirsizliğin sürecin gerekçesi haline getirilemeyeceğini vurgulayan DEM Parti Erzurum Milletvekili ve Komisyon Üyesi Meral Danış Beştaş, Güneydoğu Ekspres’e yaptığı değerlendirmelerde, Meclis’in yasama sorumluluğunun sınır ötesi gelişmelere endekslenemeyeceğini belirterek, olası bir sınır ötesi operasyonun çözüm sürecini ciddi biçimde zedeleyeceği uyarısında bulundu.
Güneydoğu Ekspres’e konuşan DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş şunları ifade etti: “İkinci aşamada hukuki düzenlemelere ilişkin ortak raporun Mart sonuna kadar Meclis’e sunulmasının öngörülmesi, sürecin artık takvimlendirilmiş ve siyasal irade gerektiren bir aşamaya girdiğini göstermektedir. SDG–Şam hattındaki belirsizlik bölgesel bir etki yaratmakla birlikte, TBMM bünyesinde kurulan komisyonun görev ve sorumluluklarının ertelenmesi için gerekçe olamaz. Zira komisyon, bölgesel gelişmelere endeksli bir bekleme mekanizması değil, demokratik siyaset ve hukuki çözüm iradesinin kurumsal ifadesidir. Sürecin zamana yayılması ve belirsizlik üzerinden yönetilmesi kabul edilemez; komisyonun görev süresinin uzatılması çözüm iradesini zayıflatır ve toplumsal beklentileri boşa düşürür.
“Silahsızlanma Talebi, Çözüm İradesini Zayıflatır"
Hukuki düzenlemeler aşamasına geçilmesi güven artırıcı kritik bir eşiktir ve bu adımın atılmaması barış iddiasını anlamsızlaştırır. Bu nedenle takvimin ötelenmesi Meclis’in asli rolüyle bağdaşmaz; sürecin sürüncemede kalmaması için ortak raporun zamanında Meclis gündemine taşınması hayati önemdedir. Tarihsel ve karşılaştırmalı deneyimler göstermektedir ki, silahların susması ancak hukuki düzenlemeler, siyasal tanınma ve güven artırıcı adımların eş zamanlı ilerlemesiyle mümkündür. Yasal zemin kurulmadan silahsızlanma talebi, fiilen 'teslimiyet' beklentisine dönüşmekte; bu da çözüm iradesini zayıflatmakta ve sürece olan güveni ağır biçimde zedelemektedir.
“Yasama Yetkisi, Belirsizliklere Endekslenemez”






