DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kayyum uygulamasına, basına yönelik sansür ve yasaklara tepki gösteren Bakırhan, "Cebimizin soyulmasına, irademizin gasp edilmesine, haklarımızın kullanılamaz hale gelmesine hayır diyoruz ve hayır diyeceğiz" dedi. Süreç hakkında da konuşan Bakırhan, "En basit adımlar bile atılmıyor" sözleriyle tepki gösterdi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel
Başkanı Tuncer Bakırhan, süreç kapsamında bazı adımların atılmamasına sert
tepki göstererek "En basit adımlar bile atılmıyor" dedi.
Bakırhan, TBMM'nin yeni yasama yılındaki ilk grup
toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde yaptı.
Sözlerine sabah saatlerinde Başakşehir'de bir okulda yaşanan
saldırıya değinerek başlayan Bakırhan, çocuklar arasında şiddet ve akran
zorbalığına karşı kalıcı, önleyici programların hayata geçirilmesi gerektiğini
söyledi.
Programların eğitim sendikaları, aileler, öğrenciler ve
uzmanlar ile birlikte kurulmasının uygun olacağını ifade eden Bakırhan,
"Çocuklara yönelik koruyucu ve geliştirici politikalar geliştirilerek
yaşamsallıştırma sorumluluğunu taşıyan herkesin öncelikli görevi budur" dedi.
"Arkadaşlarımız Hala Tutuklu"
Bakırhan, daha sonra 6-8 Ekim Kobani olaylarının yıl
dönümüne değindi. Yaşamını yitirenler için baş sağlığı dileyen Bakırhan,
"Çok karanlık bir dönemdi. Yaşamını yitiren bütün vatandaşlarımızın
faillerinin bir an önce açığa çıkarılması gerektiğini tekrar belirtmek
istiyorum. Çünkü insanlar yaşamını yitirdi ama failleri ortada yok. Kimse oraya
yoğunlaşmadı" diye konuştu.
Bakırhan, konuşmasında şunları söyledi:
"Aradan geçen 12 yıla rağmen Kobani Kumpas Davasında
bir hukuk garabeti hala devam ediyor. Arkadaşlarımız halen tutuklu. Kobani
Kumpas Davasında tutuklu arkadaşlarımızın hala bu sürece rağmen yerel
mahkemenin vermiş olduğu karara rağmen tutuklu olmalarını kabul etmiyoruz.
Bunun izahı yok, bir an önce Kobani Kumpas Davasında yargılanan
arkadaşlarımızın artık özgürlüklerine kavuşması gerekiyor. İnşallah en yakın
zamanda arkadaşlarımızla özgür günlerde kavuşacağız diyorum."
Fon Skandalı ve Geçim Sıkıntısı
Ardından ülke gündeminde geniş yankı bulan fon skandalıyla
ilgili konuşan Bakırhan sözlerini şöyle sürdürdü:
"Son günlerde bu ülkenin her hanesinde konuşulan bir
meseleyle başlamak istiyorum. Günlerdir toplumun tamamı, Cumhuriyet tarihinin
en büyük yolsuzluğundan, hırsızlığından birini konuşuyor. Bir yandan
geçinemediği için hayatına son veren emekliler ve aile bütçesine katkı sunmak
için çalışan çocuklar var. Diğer yandan birini bin yapan, milyonunu milyona
çeviren vurguncular, hırsızlar var. Türkiye bir yandan Soma’da madende yaşamını
yitiren beş emekçinin hazin hayat hikayelerini dinliyor, diğer yandan ise Terra
fonunun sahiplerinin özel jetiyle yolculuk yapan siyasetçileri ve bürokratları
soruyor. Çiftçi mazotun, esnaf borcun, öğrenci geleceksizliğin, emekli geçim
derdinin altında eziliyor. Takipteki alacaklar büyüyor. İcra dosyaları 26
milyonu aşıyor. Yurttaş geleceği umutla değil Büyük bir kaygıyla bakıyor
ülkemizde.
Böylesi karanlık bir düzende milyar dolarlık vurguna takılan
maskenin adı nedir; yerli ve milli finans. Bu isimle halkımızı
kandırdılar. Milli kelimesi halkın sırtından servet transferi yapanların
maskesi haline getirildi maalesef. Yerli olan tek şey ise mağdur edilen 86
milyon insanımızın emeğidir, alınteridir. Bu soygun sadece borsa ve fonlar ile
sınırlı kalmadı. Milletin en masum tutkusuna, futbola kadar uzandı. Bugün
aramızda Hakkari Türkiye Futbol Federasyonu temsilcisi arkadaşımız da var.
Türkiye Futbol Federasyonu büyük kulüplerin yöneticilerinin de içinde yer
aldığı 440 Yöneticiyi son 5 yılda bahis oynadıkları sebebiyle disipline sevk
etti. Düşünün Türkiye Futbol Federasyonu'nun 400-500'e yakın insanı bahis
oynadığı için disipline sevk ediliyor. Yine Merkez Hakem Kurulu Başkanı
sahtecilik soruşturmasında tutuklandığına hep birlikte şahitlik ettik. Rantın
milletin formasına, sevincine, futbol tutkusuna kadar sızdığını ortaya koyan
bir rezaletle karşı karşıyayız.
İktidar Muhatap Değilmiş Gibi Davranıyor
İktidar sanki bu vurgunda hesap vermesi gereken bir muhatap
değilmiş gibi sorumlu yokmuş gibi davranıyor. Biz de tüm Türkiye'nin huzurunda
basit sorular soracağız; Vurgundan önceki son bir ayda birkaç ayda fonlardan
yüklü miktarda para çekenler kimlerdir? Fon vurgununda milyarları yani eski
parayla trilyonları vuran Fatma Betül Sayan Kaya'nın mal varlığı donduruldu mu?
Sabahın ilk ışıklarında insanların mahremiyetini kameralara alıp servis edenler
zahmet buyurup Fatma Betül Sayan Kaya'yı ifadeye çağırdı mı? Espri yapan
gençleri bile gözaltına alan yargı düzeni bu şahıs ve bu vurgunu yapan
AKP'lileri neden hala gözaltına almıyor? Gözaltı listesi AK Parti'deki görev
tanımlarına göre mi değişiyor? Nasıl oluyor da asıl sorumluların adı bir türlü
hukuk radarına yakalanmıyor? Bazı AKP yöneticilerinin yakınlarının mal
varlığına tedbir konuldu ama birkaç saat sonra kaldırıldı. Soruyoruz niye
koydunuz? Niye mal varlığına koyduğunuz tedbiri 2-3 saat sonra kaldırdınız? Bu
vurguna rağmen SPK Başkanı nasıl hala görevinde? Ya bu nasıl bir utanmazlıktır?
Bu nasıl bir aymazlıktır? Bakın 2025 yılının Kasım ayında borsada haksız kazanç
elde edenler var diyen Hazine ve Maliye Bakanı milyar dolarlık vurgunu neden
seyretti? Soruyoruz. Bir yıl önce bunu söylediniz Sayın Bakan, madem vurgun
vardı niye bugüne kadar müdahale etmediniz?
"Kimsenin Hakkı Yoktur"
Hem bu tablo hem de Türkiye’de yaşadığımız bütün tablolar
bize bir şeyi açıkça gösteriyor. Bu ülkenin yolsuzluğa, yoksulluğa,
şiddete mahkum olmadığı bir geleceğe ihtiyacı var. O geleceğin kapısı bugün
yürüttüğümüz süreçle aralanıyor. Bir yandan büyük vurgun var, diğer yandan
milyonlarca insanın yıllardır özlemini duyduğu önemli bir süreç. Bugün uğruna
ağır bedeller ödeyen dediğimiz bir geleceğin kapısını aralamak için hep
birlikte çalışıyoruz. Gençlerin hayatını kaybetmediği, annelerin çocuklarını
toprağa vermediği bir ülke hayali kuruyoruz. Herkesin kimliğiyle, diliyle,
inancıyla, özgürce yaşayabildiği bir ülkeyi birlikte kurmak istiyoruz. Bu
sorumluluğun büyüklüğünü biliyoruz. Tam da bu nedenle söylüyoruz; barış umudunu
belirsizlik içinde tüketmeye, toplumun beklentisini sürekli ertelemeye kimsenin
hakkı yoktur."
Konuşmasının devamında süreç hakkında açıklamalarda bulunan
Bakırhan, şunları söyledi:
"Çerçeve yasa 467 gibi tarihi bir oyla Meclis’ten
geçti. Çerçeve yasa kapsamında bir Koordinasyon Kurulu oluşturuldu. Bu kurul
bünyesinde de dört alt komisyon oluşturuldu. Bunların adını saymaya gerek yok.
Ancak artık bu kurulan komisyonların çalışmalarını ve sonuçlarını görmek
istiyoruz. Kürtçe’de bir söz var. “Gavek ji hezar gotina çêtir e” diyorlar.
Yani, bir somut adım bin sözden iyidir, diyorlar. Biz de artık sözler yerine
somut adım beklediğimizi belirtmek istiyoruz. Bu çerçevede Silahsızlanma ve
Stratejik Koordinasyon Kurulu’nun etkin çalışması, sürecin başarıyla
tamamlanması açısından tarihi bir öneme sahiptir, diyoruz. Bu kurul bir an
evvel Sayın Öcalan’ın koordinatörlüğünde çalışmalara başlamalıdır. Kurulun bu
tarihi sorumluluğu yerine getirebilmesi için iktidarın ve devletin cesur, ciddi
adımlar atmasının zamanı artık gelmiştir. Tarihsel deneyimlerimizin, tarihsel
deneyimlerin bize öğrettiği şey budur.
"Tek Kefesine Yük Binen Bir Barış Doğru
Çalışmaz"
Barışın terazisinin iki kefesi vardır. Bir kefeye silah
bırakıldıysa diğer kefeye hukuk konulmalıdır. Çünkü silahsızlanma, hukuki
karşılığı olan bir meseledir. Demokratik hakların tanınmasının hukuki güvencelerin
sağlanmasının önünde bariyerler konulamaz. Bir kefeye fesih konulduysa öbür
kefeye hukuki güvence ve siyaset konulmalıdır. Tek kefesine yük binen bir barış
doğru çalışmaz, doğru tartmaz. Eğer bir sorumluluk isteniyorsa o sorumluluğun
yerine getirilebileceği koşullar da oluşturulmalıdır. Barışın matematiği budur.
Bir sorumluluk isteniyorsa onun koşulları yaratılmalıdır. Barış sürecini
ilerletmek gerçek bir kardeşlik sözleşmesinin de aynı zamanda önünü açacaktır.
Demokrasi ve hukuk düzeninin tesisiyle ortaya çıkacak barış iklimi toplumsal
sözleşme aynı zamanda kapısını aralayacaktır. Yani adım karşılığında adım
üretir. Her karşılık yeni bir güven üretir. Güven arttıkça daha zor meseleler
konuşulabilir bir hale gelebilir.
"Öcalan'ın Özgür Çalışma, Görüşme ve İletişim
Koşulları Sağlanmalı"
Bugün Sayın Öcalan'dan böylesine ağır bir sorumluluk
üstlenmesini bekliyorsunuz. O sorumluluğu yerine getirebileceği imkanları ve
hukuku oluşturmak gerekmiyor mu? Ondan dolayı diyoruz ki; Sayın Öcalan'ın özgür
çalışma, görüşme ve iletişim koşulları sağlanmalı. İlgili taraflarla düzenli
temas kurabilmesinin önü açılmalıdır. Türkiye iki yıl önce bulunduğu yerde
değil. Çok ağır eşikler aşıldı. Artık geçmişin korkularıyla değil, bu iki yılda
oluşan tecrübeye güvenerek hareket etmek gerekiyor. Meclis'in önünde
ertelenmeyecek bir görev var. Çerçeve Yasa’nın öngördüğü İzleme Komisyonu en
kısa zamanda kurulmalı ve çalışmalarına başlamalıdır. Meclis, uygulamayı
izlemeli, aksayan noktaları gündemine almalı, taraflarla görüşmeli, ihtiyaç
duyulan yasal düzenlemeler için harekete geçmelidir. Biz sorumluluk almaya
hazırız DEM Parti olarak. Bütün partileri de bu tarihi süreçte sorumluluk
almaya çağırıyoruz.
T24 ve Basına Yönelik Sansür
Barışın konuşulması gereken günlerde yasakçı zihniyet
maalesef yine iş başında. Geçen hafta 17 yıldır faaliyet gösteren T24 internet
sitesine ve sosyal medya hesaplarına ve yine Mezopotamya Ajansı'nın Kürtçe
sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildi. T24'te erişim engeli
getirildiği zaman ne yapmışlar biliyor musunuz; T24'ün 10 yıl içerisinde yapmış
olduğu bütün haberleri takip etmişler. T24'ün 10 yıl öncesi haberlerini bu
kadar titizlikle takip edeceğinize keşke vurgun yapan Terra’yı, bu fonlarda
vurgun yapan insanların hesaplarını bir ay kontrol edebilseydiniz. Muhalif
olanın 10 yıl öncesine gidip ama vurgun yapanın bir gün öncesine gitmemek emin
olun bu ülkeye yapılacak en büyük kötülük ve haksızlıktır. Zannediyorlar ki
insanlar bunları görmüyor. Dicle Fırat Gazeteciler Cemiyeti'nin eylül ayındaki raporuna
göre internet ve dijital medya alanında 4 bine yakın dijital medya içeriğine
erişim engeli getirildi. Eşbaşkanımız Tülay Başkan'la bize bugüne kadar 10
binlerce hakaret ve tehdit yapıldı. Evlerimizin adresi, çocuklarımızın ismi,
hangi okulda okudukları, hangi dersten kaç puan aldıklarını yazarak ailemizi
tehdit edenlere bugüne kadar bir soruşturma açtıramadık. Ancak düşüncesini
ifade edene soruşturma açılıyor. Bu böyle olmaz, böyle gitmez. Bu böyle doğru
değil. Toplum bunu görüyor, bunu yemiyor. Biraz vicdanlı, biraz hakkaniyetli
olmak gerekiyor.
Kadın Cinayetleri ve Tutuklamalar
Bunun yanında dört tane internet sitesi erişime kapatıldı.
Eylül ayında 16 gazeteci gözaltına alındı. Dokuz gazeteci tutuklandı. Fonda
vurgun yapanlar soruşturmaya dahi çağrılmıyor. Haber yaptığı için gazeteci
tutuklanıyor. İşin daha trajik yanı nedir biliyor musunuz; Türkiye'deki bu
erişim engellerini haberleştiren engelli ve bin sosyal medya hesabı da
engellendi. Aynı günlerde Mersin'de üç belediye yönelik operasyonda belediye
başkanı Vahap Seçer ile birlikte 59 kişi gözaltına alındı. Sanırım bugün
tutuklandılar. Geçen Cuma da Eyüp Sultan Belediyesi'ne yönelik operasyonda 28
kişi gözaltına alındı. Her gün bir belediye operasyon yapılıyor. Aynı günlerde
bu ülkede kadınlar öldürülmeye devam edildi. Son 10 günde 6 kadın katledildi.
Bunlar birer rakam değil. Her birinin bir adı, bir hayat hikayesi var. İstanbul
sözleşmesinden çekilmek, kadınlarla ilgili yasaları işletmemek, failleri
cezasızlıkla cesaretlendirmek, bu cinayetin sorumlularının kim olduğunu ortaya
koyuyor. Buradan bir kez daha söylüyoruz. Kadın cinayetleri politiktir.
Barış Akademisyenleri
Barış istedikleri için insanların çırasını döndürdüler.
Evini barkını perişan ettiler. Yine Barış Akademisyenleriyle birlikte Kanun
Hükmünde Kararnameler’le on binlerce insanı işinden, aşından ettiler.
Mesleğinden kopardılar, birçoğu hastalandı. Bazıları intihar ediyor. Bir an
önce bu Barış Akademisyenlerinin mağduriyeti, Kanun Hükmünde Kararnameler’le
mağdur olanların mağduriyetleri giderilmelidir. Bu sürecin ilerlemesi için
teyit ve tespite ihtiyaç var. Milli Güvenlik Kurulu’nun kararına ihtiyacı var.
Kanun Hükmünde Kararname’yle atılan insanların işe dönmesi için MGK’nin
kararına mı ihtiyacı var? Barış Akademisyenlerinin işine dönmesi için teyit
tespite mi ihtiyaç var? En basit adımlar bile atılmıyor. Cebimizin
soyulmasına, irademizin gasp edilmesine, haklarımızın kullanılmaz hâle
getirilmesine hayır diyoruz ve hayır diyeceğiz. Çağrımız açık: Basına yönelik
sansüre ve yasaklara son verin. Halkın iradesine saygı duyun. Mersin halkının
iradesine saygı duyun.
Bir İlçenin Borcu
Eğer bir memlekete sahip çıkmaksa Varto’daki gibi sahip
çıkılır. Bir kez daha Varto Belediye Eşbaşkanlarımızı, yönetimimizi, Varto
halkımızı bu başarıdan dolayı yürekten kutluyor, başarılarının devamını
diliyorum. Muş Belediyesi ilk defa elimize geçti. Onu başka bir grupta, onların
yaptığı hizmetleri de anlatacağım. Çok iyi işler yapılıyor. Yeri gelmişken
Malazgirt Belediyesi Ahmet Başkan burada. Biz seçim öncesi oraya gittiğimizde
çok şaşırmıştım. 17 bin nüfusu var. Sizce kaç milyon milyon borcu var? 17 bin
nüfuslu bir ilçenin neredeyse Türkiye’nin yarı illerinden fazla borcu var.
Malazgirt Belediye Eşbaşkanlarımız ve Malazgirt’teki yönetimimiz de bu borçları
kapatarak çok iyi hizmetler yürütüyorlar. Başarılarının devamını diliyorum.
Varto 156 Gündür Nöbette
Varto’nun başka bir hikâyesi daha var. Aynı Varto’da
köylerimiz tam 156 gündür nöbette. Geçtiğimiz hafta Eş Genel Başkanımız Tülay
Başkan ve arkadaşlarımız da o nöbeti ziyaret ettiler. İnsanlar, yaşam
alanlarına yönelen tehdidi kabul etmiyor. Bir Amerikan şirketi, 22 köyü GES
projesiyle mahvetmeye çalışıyor ve Varto halkı buna rıza göstermiyor.
Emeklerine sağlık, iyi yapıyorlar. Projenin iptali ve yürütmenin durdurulması
talebiyle bir dava açtılar. Bingöl İdare Mahkemesi de keşif ve bilirkişi
incelemesine hükmetti. Bu önemlidir. Bu, aynı zamanda o direnişin bir
kazanımıdır. Umuyorum ve diliyoruz ki heyet, mahkeme heyeti, bu talana son
verecek. Köyler kazanacak, Varto kazanacak, doğamız kazanacak, suyumuz
kazanacak, çiçekler kazanacak, su ve derelerimiz kazanacak."