Türkiye'de yaşayan İranlılar, savaş başladığından beri korku ve umut arasında gidip gelen karışık duygular yaşıyor.
İran'da savaş üçüncü haftasına girerken ülkedeki yaygın internet kesintileri sürüyor.
BBC Türkçe'ye konuşan İranlı kadınlar, memleketteki ailelerine ulaşmakta çeşitli zorluklar yaşadıklarını ve endişe içerisinde olduklarını söylüyor.
Bazıları, ABD ve İsrail saldırılarını, yıllar sonra gelen bir umut ve ülkede yaşanabilecek kalıcı değişimin aracı olarak değerlendiriyor.
Bazıları ise ülkenin kaderinin yine İranlılar tarafından belirlenmesi gerektiğini söyleyerek, savaşın ülkedeki durumu daha da kötüleştirdiğini savunuyor.
İstanbul ve Ankara'da konuştuğumuz kadınların hepsi güvenlik endişesiyle haberde isimlerinin değiştirilmesini istedi.

'Biz Yapamadık Ama Belki Şimdi Devrim Olur'
İstanbul'da yaşayan üniversite öğrencisi Ava, savaşın ilk haftasında ailesine hiçbir şekilde ulaşamadığını, şimdi ise haftada sadece birkaç dakika konuşabildiklerini söylüyor.
Ava, savaş başladığından beri babasının işe gitmediğini, annesinin alışveriş için bile sokağa çıkmadığını, tüm ailesinin korkudan hep birlikte kaldığını anlatıyor.
Ailesinin yaşadığı bölgede sivillere değil askeri alanlara füze atıldığını, ancak evin camlarının sürekli sarsıldığını söylüyor.
Memleketindeki gelişmeleri sosyal medyadaki bir kanaldan takip ettiğini söyleyen Ava, kanalların İran'daki yıkımı tam olarak yansıtmadığına inanıyor.
Şehirlerin yıkıldığını, elektrik ve su altyapılarının çöktüğünü, eğer savaş uzarsa İran'dan geriye pek bir şey kalmamasından korktuğunu anlatıyor.
Ancak yine de bunun İran için yeni bir başlangıç olabileceğini düşünüyor:
"Biz halk olarak kendimiz yapamadık, ama belki şimdi devrim olur. Herkes, Rıza Pehlevi'nin gelip başa geçeceğine inanıyor. Sonra da artık seçime gideceğiz."
ABD Başkanı Donald Trump savaşın başından beri İranlılara sokağa çıkma çağrısı yapıyor ancak ülkede şimdiye rejime karşı kadar geniş çaplı gösteriler düzenlenmedi.

'Savaş İran'ı Daha Kötü Hale Getirdi'
Birkaç yıl önce İstanbul'a yerleşen 42 yaşındaki Helma, kızını ülkedeki baskılardan koruyabilmek için bu kararı aldığını söylüyor:
"İran'da kızımla birlikte araçta seyahat ederken, kızımın saçları göründüğü gerekçesiyle hem para cezası yazıldı hem de arabam 15 gün bağlandı.
"İran kadınlar için güvenli değil. Kızım burada istediğini yapabilir, isterse bara gider, isterse arkadaşlarıyla buluşur."
Helma, ABD ve İsrail saldırılarının İran'ı özgürleştireceğini düşünenlerin aksine, savaşın İran'ı daha kötü bir duruma soktuğunu ifade ediyor.
ABD ve İsrail'in tamamen kendi çıkarları ve petrol hedefleri sebebiyle İran'a saldırdığını düşünüyor.
İran'daki ailesi için ise endişeli:
"İran'daki oğlumla pek konuşamıyoruz. Küçük çocuğu olan kız kardeşim ise kendini güvende hissetmiyor. Arıyorum ancak pek ulaşamıyorum, bağlantı kötü olduğu için sesler kesiliyor."
"Bankalar çalışmıyor, ekonomi kötü durumda. 150 tane küçücük kız öldü, İranlılar mahvoldu. Orada şu anda insaniyet yok.
"Başımızdakiler yüzünden bazılarımız bu savaşı istiyordu ama şimdi durum daha da kötü. İranlılar medeni ve güçlü insanlar ama çok zorluklar yaşadılar. Bu kötü hayat İran halkına layık değil."
Otuz yedi yıl boyunca İran'ın dini liderliğini yapan Ali Hamaney'in ölümü İran halkında karışık duygulara sebep oldu.
Hamaney'in çok fazla suç işlediğini ve rejime isyan eden çok fazla gencin ölümünden sorumlu olduğunu düşünen Helma, yine de İran'ın kaderinin İranlılar tarafından belirlenmesi gerektiğini savunuyor:
"Herkes ABD'ye güveniyor ama benim hiçbir güvenim yok. 'Şah gelecek, her şey iyi olacak' diyenlere ben inanmıyorum.
"Birinin gelip her şeyi düzeltmesi mümkün değil. Amerika'dan İsrail'den ya da dini liderlerden bağımsız olarak, İranlılar kendi hayatını özgürce yaşamak istiyor."






