Türkiye’nin İran’a açılan en önemli kapılardan biri olan Van’da gazeteciler, İran–ABD savaşını yalnızca bir dış politika başlığı olarak değil; ekonomik daralma, bilgi kirliliği ve sahada artan baskılar üzerinden takip ediyor.
İran sınırına yaklaşık 110 kilometre mesafede bulunan Van, komşu ülkede yaşanan her gelişmeyi yakından hissediyor. ABD ve İsrail’in 28 Şubat gecesi başlattığı saldırılar, 40 günü aşkın süre devam ederken kentte yerel medya yoğun bir gündemin içine çekildi. Son günlerde ilan edilen ateşkes ile çatışmalar durmuş olsa da ABD-İsrail ve İranlı yöneticilerin söylemleri haber konusu olmaya devam ediyor.
Van’da özellikle Kapıköy Sınır Kapısı üzerinden izlenen gelişmeleri aktarmak için sınır hattında yerel, ulusal ve uluslararası basın kuruluşları arasında bir rekabet oluşuyor. Savaşın etkisi arttıkça sahadaki gazeteciler arasındaki yarış da giderek artıyor.
Ancak sahadan yapılan haberlerin önemli bir bölümü doğrudan gözleme değil, resmi açıklamalar ve ajans bültenlerine dayanıyor. Buna rağmen tüm haberlerin “masa başı” olduğunu söylemek mümkün değil. Sınırlı imkanlarla çalışan bazı yerel gazeteciler, hem sahayı terk etmemeye hem de bilgi kirliliği içinde doğruyu ayıklamaya çalışıyor.
Van’da çalışan gazetecilerle, savaşı nasıl takip ettiklerini ve gelişmeleri nasıl aktardıklarını konuştuk. Yerel medya, savaşın cephe hattından çok, Van ekonomisi, ticareti ve turizmi üzerindeki etkilerine odaklanıyor. Sınır ticareti, Kapıköy Sınır Kapısı’ndaki hareketlilik, turizmde yaşanan düşüş ve olası göç dalgaları, haberlerde öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.
Buna karşın, haberlerin büyük bölümü hala ulusal ajanslara dayanıyor. Birçok yerel kuruluş Kapıköy Sınır Kapısı’na yakın olunmasına rağmen sahaya muhabir dahi gönderemiyor.

Sınır Sakin, Bilgiler Belirsiz
Resmi kaynakları, İran medyasını ve uluslararası kuruluşları takip eden Vanlı gazetecilerin mesaisi giderek artıyor. Doğru bilgiye erişimin günden güne zorlaştığını belirten yerel gazeteciler sosyal medyada yer alan “kriz” başlıklı içeriklerin işlerini daha da zorlaştırdığını belirtiyor.
Sahadaki tablo ile dolaşıma giren bilgiler arasında ciddi farkların olduğunu belirten gazeteciler sosyal medyada yayılan “sınırda yoğunluk, kitlesel kaçış” gibi ifadelerin sahadaki gözlemlerle örtüşmediğini de sözlerine ekliyor.
Sosyal medyada yer alan bilgileri teyit etmek için de ayrıca mesai yapan gazeteciler, yapay zeka ile oluşturulmuş içeriklerin ve eski görüntülerin de işlerini zorlaştırdığını belirtiyor.
İran’ın kapalı bir ülke olması ve internet erişiminin sık sık kesilmesi nedeniyle doğru bilgiye ulaşmakta zorlandığını belirten Van’ın Serhat News isimli haber kuruluşu muhabiri Sıddık Güner, “Sosyal medyada dolaşan bilgiler ile sahada gözlemlediklerimiz arasında ciddi farklar var. Örneğin, ülkede büyük bir kaçış olduğu iddiaları sıkça dile getiriliyor ancak sınırda böyle bir yoğunluk gözlemlenmiyor.” diyor.

Sıddık Güner / Serhat News Muhabiri Böylesi kriz dönemlerinde söylentilerin hızla yayılması gazetecilerin sorumluluğunu da artırıyor. Sosyal medyada çıkan haberlerin kendilerini de şaşırttığını belirten Vangölü Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Aşan ise bilgileri teyit etmek için ekstra çalışmak zorunda kaldıklarını belirtiyor.
Bu durum, kriz dönemlerinde dezenformasyonun hızla yayılması ve gazetecilerin doğrulama yükünün artması gibi yapısal bir sorunu da yeniden görünür kılıyor.
İran ve İsrail Medyasında Durum Ne?
Milyonlarca İranlı ülke dışında Farsça yayın yapan televizyonları takip etse de süreç içerisinde bağımsız bilgiye ulaşmakta zorlandı. İnternet kısıtlamaları, sansür, yasaklı kanallar, İranlıları hem bu savaşta hem de ülkedeki eylemler sırasında dış dünyadan izole hale getirdi.
İran devlet medyasının yayınlarında aktarılanların merkezinde sivillerin yaşadıkları, "düşmana misilleme" çağrıları, İslam Cumhuriyeti'ne bağlılık yönünde topluma dönük çağrılar yer aldı. Batı merkezli ve Farsça yayın yapan çoğu medya kuruluşu yasaklandı ve ülkeden yayın yapmaları da engellendi.

Öte yandan İsrail medyası ise İran savaşına büyük ölçüde Gazze savaşındaki tutumuyla yaklaştı. Vatanseverlik, ulusal birliğe vurgu, ordunun iddialarının pek sorgulanmaması ve siviller üzerindeki etkisinin ele alınmaması öne çıktı.
Gelişmeleri her iki ülkenin medya kuruluşlarından da takip eden Vangölü Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Aşan, İran’daki meslektaşlarından bilgi almaya çalıştıklarını ve İran medyasında anlatılanların uluslararası medyada anlatılanlarla farklı olduğunu belirtiyor; “İran medyası, olayları daha çok ulusal çıkarlar çerçevesinde değerlendirirken, uluslararası medya daha geniş bir perspektiften bakıyor. Bu nedenle aralarında farklar var.”
İran medyasında daha çok iç kamuoyunu sakinleştirmeye yönelik haberlerin yer aldığını belirten Vanlı serbest gazeteci Fatma Polatcan da, “İran medyasını da mümkün olduğunca takip ediyoruz. İran medyasında daha çok iç kamuoyunu sakinleştirmeye yönelik bir dil kullanıldığını, uluslararası medyada ise daha sert ve kriz odaklı bir söylemin öne çıktığını gözlemliyoruz. Bu nedenle farklı kaynakları karşılaştırarak daha dengeli ve doğru bir haber dili oluşturmaya çalışıyoruz.” diyor.







